Kategori: Güncel

  • Şeytan ve şerler niçin yaratıldı?

    Şeytan ve şerler niçin yaratıldı?

    Şeytan
    Şeytan

    Şeytan niçin yaratıldı?
    İnsan, nefsine uymaz ve şeytanı dinlemezse manen terakki eder ve meleklerden daha yüce bir makama erebilir. Aksini yaptığı taktirde de hayvanlardan daha aşağılara düşebilir.

    Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı “kimse Allah’a hesap soramaz” (Enbiya, 21:23) Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi, “kalbimizin tatmin olmasını” (Bakara, 2:260) istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor:

    Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak da şer değil mi?
    (daha&helliip;)

  • Herkes Aslına Çeker – Küllü şeyin yerciu ila aslihi

    Herkes Aslına Çeker – Küllü şeyin yerciu ila aslihi

    blank

    “Zamanın ve yerinde birinde bir padişah Hızır’ı görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çağırttı “Kim bana Hızır’ı gösterirse onu armağanlara boğacağım” dedi. Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki: “Hanım ben padişaha Hızır’ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır’ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz.”

    Adamın karısı kanaatkar biriydi “Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten” dedi. Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır’ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır’ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: ‘Benim aslında Hızır’ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır’ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim” dedi. Padişah buna çok kızdı: “Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?” diye bağırdı. Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu. Birinci vezire sordu:

    – Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

    – Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.

    Bu sırada peyda olan, nurani, ak sakallı bir ihtiyar  vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü şeyin yerciu ila asıhı”

    Padişah ikinci vezirine sordu:

    – Bu adama ne ceza verelim?

    – Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.

    Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine “Küllü şeyin yerciu ila aslını” dedi

    Padişah üçüncü vezire sordu:

    – Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?

    – Padişahım bana göre, bu adamı affedin. Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.

    Nurani ihtiyar yine söze karıştı: “Küllü şeyin yerciu ila aslihi

    Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi:

    – Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

    ihtiyar cevap verdi: Herkes aslına çeker

    – Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bah setti.Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi  Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu. O da babasına çekti.

    Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz “Herkes aslına çeker” demektir. Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu. “

    Evet derler ya asalet soydan gelir.

  • Karadenizin nefes alan evleri Bağdadi Osmanlı Evleri

    Karadenizin nefes alan evleri Bağdadi Osmanlı Evleri

    blankKaradenizde başta kanser hastalığın sebebi sakın beton binalar olmasın çernobil diye yırtınıyoruz lakin %90 üzerinde beton evler ve evi dolduran küflerin nelere sebep olduğunu araştıran varmı? YOK!

    Birinci   Bölüm

    1960 yılına kadar Ünye’de betonarme ev yapımına başlanılmamıştı.Kagir dediğimiz taştan yapılmış Rum ve Ermeni evlerinin dışındaki Türk evlerinin tamamı temel ve zemin katı taş, üst katları ahşaptan yapılmış evlerdi

    Ünye’deki Türk evlerinin tümü bahçeliydiler.

    Evlerin genel planı şöyleydi.
    blank

           Taş temel üzerine yapılandırılan gene taş duvarlı zemin katta, cephenin tam ortasında açılmış bir kapı boşluğu bulunur, kapının lentosu gene taştan olurdu. Kapının sağında ya da Sol yanında, kapıdan bir metre kadar öteye çok amaçlı kullanımı olan bir taş tekne konur; Teknenin hemen önündeki zemine sarnıç çukuru açılır; Ünye taşından yapılmış büyük sahan taşlarıyla oluşturulan sarnıç, Horasan harçla birleştirilerek su sızdırmazlığı sağlanır; sarnıcın üstü ve zemin katın yarısı gene sahan taşı bloklarla kaplanır; Sarnıcın taş dibeği yerleştirilerek bağdadi evin taşlık bölümü tamamlanırdı.

         Bundan sonra sıra, zemin katın taşlık arkasındaki ahır dediğimiz, gene çok amaçlı kullanılan bölümün dizaynına gelirdi.

    Ahırın tabanı kaplanmaz, toprak olarak bırakılırdı. Arka duvara davlumbazlı bir ocak yapılır. Bu ocak, büyük kazanlarla yapılan çalışmalar için kullanılırdı. Örneğin:

          Pekmez yapımı, Yufka açımı, HAŞA denilen kül suyunda çamaşır  kaynatma gibi çalışmalarda…

    Ayrıca kışlık yakacak burada depolanır. Gereğinde hayvan barınağı olarak da kullanılırdı.
    blank

    Evin yaşanılan ikinci katına taşlıktan yukarı  ahşap bir merdivenle çıkılır, ikinci kat, taş duvarlı zemin katın üstüne kurulan ahşap karkasla tamamlanırdı. 

     Yapı malzemesi olarak kullanılan ahşap, Kestane ağacından sağlanırdı genellikle. Ardıç ormanlarının yoğun olduğu bölgelerde karkas yapı bu ağaçtan yapılırdı. Alüvyon ovalarındaki evlerse dişbudak ve karaağaç kerestesinden…

    Kestane kerestesinin çok dayanıklı ve Karadeniz kıyı ormanlarında yetişen ağaç olduğunu öğrenen Orhan Gazi, Bursa’yı fethettikten sonra, Uludağ eteklerine kestane ağacı dikilmesini emretmiş, Bu çok değerli yapı malzemesinin  yapay olarak ta çoğalmasını sağlamış;
    blank

    Bursa’ bu emirden sonra kestane ili olmuş diye söylenir.

    Üst kat ahşap karkas çatıldıktan sonra evin mutfak ocağı, ahırdan yukarı çıkan taş ya da tuğla yapılı ocağın tam üstüne gene ayni malzemeyle kurulur, çatının üstünde iki borulu ve kocaman bir bacayla tamamlanırdı

    Baca, alt ve üst ocaklardaki dumanın evin içini basmaması için, özenle ve çatıdan epeyce yukarda olmasına dikkat edilerek yapılırdı.

    Çatıların, iki eğimli, üç eğimli, dört eğimli olmak üzere üç türü vardır. Eğimli çatı yüzeyi ara kesitlerinin adı omuzdur.

    Bu çatılar, Semerdam çatı, üç omuzlu, dört omuzlu çatı olarak adlandırılırlar.

    Çatıların saçak genişlikleri  80-180 cm. arasında değişir.

    Çatılara kiremit altlığı olarak aralıklı ve aralıksız,  cablama adı verilen geniş çıtalar  ya da tahtalar çakılır.

    Saçaklı çatısı kiremitle kapatılan evin çinko saçak olukları çakılıp çatının suyunu sarnıca indirecek olan boru yerine takıldıktan sonra sıra karkas dış duvarlarının bağdadi yapısına gelirdi.

    Karkas dikmelerin yan çalmaları üzerinde bırakılan pencere boşluklarından sonra karkasın dış duvarları ve pencere boşluklarının araları, kısa kalas parçalarıyla bölünerek, dikdörtgenler, üçgenler şeklinde kafeslendirilir. Sonra da oluşturulan bu kafes çatkı, bir cm. aralıklarla çakılan ince çam çıtalarıyla, hem içten hem de dıştan kaplanırdı.

    Çıtaların üstünden iç ve dış yüzeyleri kireç harçla sıvanan ev, kafes aralarında kalan boşluklar dolayısıyla en yetkin izolasyona kavuşmuş olurdu. Bazen iç duvarlara bağdadi çıta yerine tahta çakılarak karkas kapatılır iç duvar sıvanmazdı.

    Çıtalar ve çıtaların kendi aralıkları, sıva harcının duvarlarda tutunması için yapılmış olmalarına karşın, harcın da katkılı olması gerekliydi. Bunun için harca kıtık katılırdı.

    Kıtık: İp ve halat yapılan kendir liflerinin atıkları ile ip yapmağa elverişli olmayan kısa elyaflı olanlarından hazırlanırdı.

    Bu atıklar, satırlarla kesilerek daha da kısaltılır, sıva için hazırlanan harca katılarak karıştırılır, böylece sıva harcının kendi arasındaki akışkanlığı giderilir, ahşap çıtalı yüzeyde sağlamca tutunması sağlanırdı..

    Evin oda bölme duvarları, içten ve dıştan tahta çakılarak kapatıldığı gibi, bağdadi olarak da kapatılıp sıvanırdı. Böylece ısı izolasyonu her oda için ayrı-ayrı sağlanmış olurdu.

    Bu uygulamayla nefes alan evler olarak adlandırılan bağdadi Türk evleri, yaz sıcaklarında serin, kış soğuklarında sıcak kalırlardı.
    blank

          Taş duvar üstünde kurulan ahşap karkasın kafesleri her zaman bağdadi çıtalarla döşenmez tuğla yahut taşla doldurularak kapatılırdı. Bu tarz yapılan evlere dolma ahşap ev denirdi. Dolma duvarlı evler içten ve dıştan sıvanarak kapatılır, bağdadi evden ayırt edilmezdi.

    Ancak batı Karadeniz bölgesinde yapılan dolma karkas evlerin dışı sıvanmaz, Karkasın kafesleri, içine güzel bir işçilikle döşenmiş tuğla dolgu ve kafes çatkılarının

    geometrisi dışarıdan görülür, mimarisiyle eve estetik katardı.

    Kafes dolguları, muskalı dolma, Göz dolma, Blok ahşap dolma gibi adlar alırlar, kendi tarzlarıyla binayı güzelleştirirlerdi.

    Bağdadi evlerin sarnıçları taşlığın altında olduğu gibi dışarıda, eve bitişik olarak da yapılırdı. Çatının dört yönünü saran oluklarla yağmur suyu toplanır, bir çinko boruyla sarnıca yönlendirirdi.

    İkinci   Bölüm

    Taşlıktaki dibekli sarnıçtan su, bakraçla çekilerek, Dışarıda eve bitişik olan sarnıçtansa saçağın altında bir çeşme gibi yapılmış yalaklı musluktan alınırdı.

    Bağdadi evlerin hemen-hemen hepsinde evin içinde ya da bitişiğinde bir sarnıcı olurdu. Sarnıç suları, kireçsiz olduğu için çok yumuşak olur. Özellikle çay ve yemek pişirmede kullanılırdı.

    Kara yağmurlarının ilklerinde, saçak borusu sarnıçtan dışarı alınır, kiremitlerde biriken toz ve kuru yapraklar dışarı atılır, kiremitleri yıkayan ilklerden sonraki yağmurların suyu alınırdı sarnıçlara.

    Ünye’nin bağdadi evleri tek-tek bahçeler içinde olduklarından ve evlerde maden kömürü, linyit gibi tozlu, isli dumanlar çıkaran katı fosil yakıtlar yakılmadığından; Ayrıca martı, karga gibi büyük kuşların şehirlere üşüşüp, ev çatılarına dadanmadığı o yıllarda çatıları örten kiremitler pek kirlenmez, sarnıçlara alınan yağmur suları temiz olur, iç huzuru ile içilebilirdi. 

    Sarnıçlar, her yaz sonu içindeki su boşaltılarak yıkanır temizlenirdi.

    Evlerin içme suyu genellikle gene pek çok evin bahçesinde açılmış kuyulardan temin edilirdi.

    Ünye’ye merkezi su dağıtım şebekesi kurulup basınçlı su her eve girince, hem sarnıç hem de kuyular işlevlerini yitirdi. Gereksiz oldu. Zaman içinde de bir-bir yok oldular.
    blank

    Benim doğduğum ev, taş temel üzerine, bulunduğu yerdeki seyrek kestane koruluğundan kesilerek kurutulmuş kestane kerestesinden, iki yüz yıl önce, dedemin dedesi tarafından yapılmış bir bağdadi evdi. Zemin katta, taşlığı ve ocağı davlumbazlı  olan bir ahır vardı.

    Bu ocak atalarımın mesleği olan mumculuk işinde kullanılmıştı birinci Balkan Savaşına kadar. Savaş ailemin erkeklerini bir-bir yok edince meslek sürdürülememiş, ocak işlevini yitirmişti.

    Evimizin, yapıldıktan sonraki yıllarda gördüğü değişiklikler ve onarımlarla ikinci katı önce iki, sonra üç, daha sonra da dört cephesi taş duvar üstüne bindirilmişti.

    Taşlığın altında dibekli bir sarnıcı vardı. Dibeğin önünde de ışık alması için açılmış penceresi olan bir taş yalak

    Üst katın ahşap bağdadi yapısı iç ve dıştan sıvalıydı. Mutfağımız daima güneş alan güney yönündeydi. Ahırdaki bacanın üstüne kurulmuştu mutfağımızın davlumbazlı ocağı. Davlumbaz, görülesi bir güzellikte, tek parça olarak Ünye taşından oyulmuştu.

    Davlumbazın, pencere tarafında göz dediğimiz yukardan aşağıya doğru dizilmiş dört adet çekmece, çekmecelerle pencereler arasında da banya görevi için yapılmış kapaklı bir gusulhane vardı. Diğer taraf, bulaşık yıkamak için yapılmış taş tekneli bir nurşite ayrılmıştı. (Eviyeli lavabo görevi için)
    blank

    Mutfak çok amaçlı kullanılıyordu. Yemek odası. Yatak odası. Banyo odası…Ve ocağın karşısındaki duvarda, boydan-boya yapılmış yüklük adını taşıyan çift kapaklı  bir dolap vardı. Bu dolap, her akşam serilip sabah kaldırılan  yatak- yorganın bulundurulduğu yüklüktü.

    Nurşitin bitişiğindeki  bir bölmede kilerimiz vardı. Tuvaletimiz evin denize bakan, adına Köşk dediğimiz bembeyaz patiska örtülerle döşeli sediriyle göz alıcı temizlikteki misafir odamızla mutfağımızın arasındaydı.

    Köşke bitişik sedirli, kocaman bir salonumuz, iki de yatak odamız vardı. Oda bölmeleri devasa ende biçilmiş kestane tahtalarıyla kapatılmıştı. Her yatak odasında yüklükler, çekmeceler. Başka dolaplar, dolaplar…Odalarda gusulhaneler…

    Kış aylarında yalnız mutfağa soba kurulurdu. Öteki odalar sobadan alınan közlerin koyulduğu mangallarla ısıtılırdı gerektiğinde. Kömür zehirlenmesi söz konusu olamazdı. Evler, nefes alan evlerdi çünkü.

    Bu evde kardeşlerimle oynadığımız saklambaç oyunlarında ne çok saklanacak yer vardı. Koşuşturmalarımızla evi sallardık düpedüz.

    Bu durumlarda babam, çok şımardınız. Sopa istiyorsunuz der azarlardı bizi ama, dinleyen kimdi.

    Mutluluk dolu yıllar bitti. Biz büyüdük, dağıldık. Bir ben kaldım güzel evimizde…

    Önce taşlıktan yukarı çıkan merdiveni onarmam gerekti iş başa düşünce. O merdiven doğruca salona çıkıyordu. Salonu bölüp merdivenden ayırmak istedim. Salon döşemesini de, hatta bağdadi dış duvarı da onarmak gerekti. Bu kez bağdadi karkas  yerine, tuğla dolma şekline döndürmek icap etti duvarı.

    Çünkü artık bağdadi duvar sıvasının katkısı olan kıtığı bulmak olanaksızlaşmıştı. Yer-yer dökülmüş sıvaları kıtık katkısız onarmağa kalkışmak, başarısız oluyordu.

    Sıvası yer-yer dökülmüş duvarları o şekilde bırakmakta evin eski soylu görünüşünü aşağılamak gibi geliyordu bana.

    Onarımda, bunun için seçmiştim tuğla dolguyu.

    Böyle – böyle yaşlı bir adam oluncaya kadar, mimarisini değiştirerek onardım dede yadigarı güzel evimizi.

    Sonra o güzel ev, onarım kabul edemez derecede eskidi. Damı derin bir kar yığıntısında başımıza çökme belirtisi göstermeğe başladı.

    O zaman gelince de, taş duvarları seviyesine kadar, ağlayarak yıktırdım onu. 

    Şimdi ona bitişik bahçemizdeki yeni evden, hüzünle bakıyorum kendiliğinden yıkılmak üzere olan çatlak taş duvarlarına.                                       

    Ahşap sistemin betonarme sisteme üstünlüğü

      Üçüncü   Bölüm

    100 metre kare betonarme karkas sistemin 75 ton, 100 metre kare ahşap sistemin ise 2,5-4 ton olduğu bilindiğine göre temele inen yüklerin, birinin ötekine göre 20-30 kat fazla olduğu görülür.

    Bir cm. kare ahşap izolasyon 16 cm. kare betonarmenin izolasyonuna eşittir.

    Çelik çatı aşırı genleşme yüzünden  deforme olurken, ahşap çatının genleşmesi sıfırdır.
    Genleşme yüzünden çelik çatı 600 derecede on beş dakika içinde çökerken, 
    Ahşap çatının ayni ısı derecesinde yanmağa başlayıp çökünceye kadar bir saat dayandığı hesaba katılırsa birincide can kaybı yüzde yüze yakın, diğerinde ise sıfırdır.

    1225 tarihinde, Ren nehri üzerinde inşa edilen Basel köprüsünün 774 yıl     hizmette kaldığı ;
    Ülkemizde, 13-14. yy.da inşa edilen, ahşap kolon ve çatıları olan, Beyşehir Eşrefoğlu, Kastamonu Mahmut bey, Afyon Ulu cami lerinin özel bir bakım ve tamir görmeden 600 ile 700 yıldır ayakta olduğu;

    Ayrıca, Aya Sofya kemerleri arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin ahşap olduğu düşünülürse İki yapı malzemesi arasındaki fark hemen görülür.
    blank

    Yirminci yüz yıl başında, ömrü sonsuzdur diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün , karbonlaşma ve korozyon yüzünden ortalama 60 yıl olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır

    Ahşap evlerde yaşayanların fizyolojik ve psikolojik yönden kendilerini çok sağlıklı hissettikleri, betonarme evlerde yaşayanlarınsa kendilerini sürekli rahatsız hissettikleri bilinir. Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozukluklarının bizim gibi nefes alan ahşap evlerde oturan insanlarda pek görülmediği; Oysa betonun radon gazı yaydığı için, bedenler üzerinde toksit etkisi yaparak bu hastalıkları tetiklediği bilinir.

    Ayrıca radon, radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden akciğer kanserinden ölenlerin yüzde on dördü, bina içi radon gazının etkilediği kişilerdir.

    Ülkemiz alanının yüzde doksan ikisinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun da yüzde doksan sekizinin bu tehlike ile her an karşılaşabileceği bilindiğine göre ahşap mimarinin önemi ortaya çıkar.

    Deprem sigortası, beton evlerde ahşaba göre beş misli fazladır.

    Ahşap yapı sistemi, çürük zeminlerde önemle hatırlanmalıdır.

    Ahşap yapı sistemlerinin, betonarme ve çelik yapı sistemlerine göre bakım masrafları çok daha azdır.

    Ahşap, farklı iklim koşullarına dayanıklıdır.

    İşlem görmüş ahşap, temellerde bile kullanılabilir.

    Sökülen bir evdeki ahşap, pek az zayiat verir. Yeni bir inşaatta ikinci-üçüncü kez kullanılmasında hiç bir sakınca yoktur.

    Ahşap bina, insan gücü ile kolayca yapılabilir. Öteki yapı sistemleri yüksek enerji sarfı gerektirir.

    Ahşabın, kimyasal sıvılarla işleme sokulması sonucunda çürüme ve böcek tahribatı tamamen önlenebilir.

    Aşırı sıcak, yağmur, kar ve soğuk, ahşap yapı uygulamasını engelleyemezken Betonarme ve çelik yapı uygulamasını uzun süre engeller.

    Çelik ve betonarme yapıların taşıdığı kaynak hatası, eksik demir kullanımı, kalıbın erken sökülmesi gibi hayati sonuçları olan yüzlerce imalat hatasının hiç biri, ahşap yapı sistemlerinde yoktur.

    Ülkemizin orman alanlarının üçte biri, kızılçam türü ağaçlardan meydana gelmiştir. Kerestesi ahşap evlerin yapımına en uygun ağaç türlerinden biri de budur. Biz bu ormanların yüzde 60 ını yakacak olarak kullanarak ormanlarımıza yazık ediyoruz.  Ayrıca, ormanlarımızı ıslah etmediğimiz için Orman alanlarımızın gene yüzde 60 ı bozuk alandır. Oysa bilimsel bir ıslah projesiyle ormanlarınızın hızla genişleyeceği, düzeleceği, ağaçlarının da hızla büyüyeceği halkımıza anlatılmalıdır.

    Ahşap yapı malzemesi olarak kullanılan Amerika’daki ormanlar küçülmediği gibi yılda yüzde 23 büyümektedir.

    Ayrıca bu yaklaşım nedeniyle haşarata dayanıklı, büyüme hızı yüksek,  süper ağaç türleri yetiştirilmektedir.

    Ülkemizde, akıllı bir ahşap inşaat ve orman politikası yürütülse, yılda yüzde 5 büyüme hızına ulaşılır. Bu da 10-15 yıl içinde orman alanlarımızı iki misline ulaştırır.

    Japon uzmanların dünya ülkelerinde yaptığı bir araştırmada, depreme dayanıklı yapıların, Osmanlı Ahşap Karkas Yapı Sistemi  (BAĞDADİ  YAPI ) olduğu sonucuna varılmıştır.

    Tüm bu veriler ışığında, ahşabın betonarmeye üstünlüğü tartışılamaz.

    Atalarımız Bağdadi evlerde yaşadıklarından, bizden daha sağlıklı ömür sürdürmüşlerdir.

    Ülkemiz genelinde Günümüz insanları, bağdadi yapı sisteminden tümüyle vazgeçmişlerdir. O kadar ki, bu gün ülkemizdeki binaların yüzde 90 ı betonarme ve çelik karkas sistemle yapılmaktadır. Dünyadaki uygulama  ise bunun yarısı kadar.
    O. İRFAN IŞIK

  • Zeybek,Merhum erbakanla alakalı yaptığı açıklama!!!

    Zeybek,Merhum erbakanla alakalı yaptığı açıklama!!!

    blankPolitika 27.02.2011 – 20:03 Yazdır! Kapat! Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın vefatı dolayısıyla bir açıklama yaptı: “Mekanı cennet olsun.” “28 Şubat denilen o belalı günlerde, yakın tarihimizin en karanlık devri olan o günlerde, yine onunla birlikte bir mücadelenin içinde bulunduk. 28 Şubat’ın anti demokratik tutumuna karşı mücadele ettik.” “Sayın Erbakan milletimizin manevi ve ruh köküne bağlı, milli bir insandı. Hem fikri, hem de icraat adamıydı. Sanayimizin gelişmesinde onun ortaya koyduğu projelerin çok büyük katkısı olduğunu herkes biliyor. İz bıraktı, yakın çevresinde olsa da olmasa da bir çok insanı etkiledi.” ( DP Basın Merkezi – 27 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın vefatı dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Mekanı cennet olsun.”dedi Zeybek, “28 Şubat denilen o belalı günlerde, yakın tarihimizin en karanlık devri olan o günlerde, yine onunla birlikte bir mücadelenin içinde bulunduk. 28 Şubat’ın anti demokratik tutumuna karşı mücadele ettik.”diye konuştu. Namık Kemal Zeybek, Erbakan’ın vefatı ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Ben Erbakan’ı 1961 yılında o zaman Gökan Evliyaoğlu beyin çıkardığı ‘Düşünen Adam’ diye bir dergi vardı. O derginin kapağında ‘Türkiye’de otomobil yapılabilir’ diye bir açıklamasından tanıdım. İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Necmettin Erbakan olarak tanıdım. Ondan sonra hep takip ettik, kendisiyle yakınlaştık, dost olduk. Beni etkileyen en önemli yönü; bugünkü uygarlığın temelinde İslam Uygarlığı’nın bulunduğunu ve bugünkü bilimlerin bir çoğunun aslında Müslüman bilginler tarafından ortaya konulduğunu belirten çalışmalarıydı. Zaman zaman o konuda sohbete ederdik. O gerçek bilgilerle, derin bilgilerle bizim sohbetimize katkı yaparak renk ve zenginlik verirdi. “Milli bir insandı” Biz, O’nunla başka siyasi partilerde olsak da, gönül birliği içerisinde yolumuza devam ederken, aynı hükümette yer aldık ve bizim başbakanımız oldu. Ben o hükümette, hükümet sözcüsü olarak görev yaptım ve birlikte çalıştık. 28 Şubat denilen o belalı günlerde, yakın tarihimizin en karanlık devri olan o günlerde, yine onunla birlikte bir mücadelenin içinde bulunduk. 28 Şubat’ın anti demokratik tutumuna karşı mücadele ettik. Sayın Erbakan milletimizin manevi ve ruh köküne bağlı, milli bir insandı. Hem fikri, hem de icraat adamıydı. Sanayimizin gelişmesinde onun ortaya koyduğu projelerin çok büyük katkısı olduğunu herkes biliyor. İz bıraktı, yakın çevresinde olsa da olmasa da bir çok insanı etkiledi. Bir mekteptir Erbakan, bir değerli insandır, bir mümindir, bir mutasavvuftur. Siyasette de sözü olan, özü olan ve söyleyecek sözlere etki yapan bir insandı. İz bıraktı, öğrenciler yetiştirdi. Benim üzerimde yararlı etkileri olan bir insandı, Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun.” “Namık Kemal, vatan ve memleket tehlikede, vatan ve memleketi kurtarın” “Bundan 10 gün kadar önce hastanede ziyaret etmek istedim. Dediler ki; ziyaretçi kabul etmiyor, gidenler defter var, oraya yazıyorlar ve yardımcıları kabul ediyor. Olsun gidelim dedim. Hocam benim ziyaret etmek istediğimi duymuş, ‘Doktorlardan izin alın beş dakika görüşmek istiyorum’ demiş. Şevket Kazan Bey’le odasına girdik yataktan kalkmıştı, bizi yatakta karşılamak istemedi. Fakat durumu iyi değildi, besbelliydi, vücudu şişmişti, ‘daha fazlaydı indi’ dediler. Güzel güzel bakıyordu. Masumiyet vardı, mahzuniyet vardı. Ayrılırken dedi ki, ‘Namık Kemal, vatan ve memleket tehlikede, vatan ve memleketi kurtarın’ dedi. Biz şifa dileklerimizi söyledik, dışarı çıktık. Ayrılırken, Şevket Bey ağlıyordu, “Vasiyetti bu sözler” dedi. Bizim bilmediğimiz tabii yakınları başka şeyler de biliyorlardı. Doğrusu benim de gözlerim doldu ve hüzün içinde ayrıldım. Hocamızın yıllardan beri, bu seçimden önce de birtakım ittifak girişimleri vardı. Hocamız müteşebbis bir insandı, girişimci bir insandı ve hiçbir zaman da teşebbüsü elden bırakmazdı. Sürekli çözümler, projeler geliştirir, o projeler çerçevesinde insanları çağırır, parti genel başkanlarını çağırır ve bir çözüm bulmaya çalışırdı. Yine o çalışmaları yapıyordu ama biz gittiğimiz de asla öyle ittifak gibi şeylerden söz etmedik, sadece bunları söyledi. “Vatan ve memleket tehlikede onu kurtarmak lazım” sözlerinin tercümesini yapamam. Bundan başka bir şey söylemedi ama geniş bir ittifak düşündüğünü zannediyorum. Allah rahmet eylesin mekânı cennettir herhalde diye düşünüyorum.” Kaynak: DP Demokrat Parti Bilgi İşlem Müdürlüğü

  • TRABZON ’UN KURTULUŞ KUTLAMALARINA DAVET

    TRABZON ’UN KURTULUŞ KUTLAMALARINA DAVET blank

  • 93.Kurtuluş yıl dönümümüzü kutluyoruz

    Trabzon’umuzun Düşman İşgalinden Kurtuluşunu Bu Zor Şartlarda Gerçekleştirerek
    Bugünlere Gelmemize Sebep Olan Dedelerimizi 93. Yılımızda
    Hasretle Anıyor Ve Kendilerine Ve Tüm Kurtuluş Savaşı
    Şehitlerimize Allah’tan Rahmet Ve Mağfiret diliyoruz.

    TDF Yönetim Kurulu adına Genel Başkan
    Nurettin TURAN

    Trabzon’un Kurtuluşu:
    1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilali olunca, Rus ordusunda büyük bir panik başladı. Geri çekilmek zorunda kalan Ruslarla, 18 Aralık 1917’de Erzincan Antlaşması yapıldı.
    Bu antlaşmaya Ermeniler uymayıp, Türkler aleyhinde katliamlara girişince, Ordu Komutanı Vehip Paşa’ya ileri harekât emri verildi.
    11 Şubat 1918’de genel hareket emrini alan ordumuz, bir koldan Kafkasya üzerine ilerlerken, diğer koldan Trabzon’lu Albay Hamdi Bey (Pirselimoğlu) komutasındaki 37. Tümen; Giresun’dan 123. alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine yola çıktı.
    Bölgedeki çeteleri de temizleyerek ilerleyen birliklerimiz 15 Şubat 1918’de Vakfıkebir’i, 18 Şubat 1918’de Akçaabat’ı geri aldı. Birkaç gün içinde çevreyi düşmanlardan temizleyen birliklerimiz 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girdi. Trabzon’un ve Trabzon’lunun 2 yıla yaklaşan esaret ve muhacirlik çilesi sona erdi.
    Osmanlı Devleti, Brest-Litovsk Anlaşması ile doğudaki topraklarını istiladan kurtardı.
    Ancak Trabzon, kurtuluşun sevincini tadamadı. Zira hicretten dönen halkı harabeye dönen Trabzon’da yoksulluk ve sefalet bekliyordu.

    Kurtuluş Savaşı Yıllarında Trabzon
    Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nda “Müttefik Devletler” yanında savaşa girip yenik düşünce “İtilaf Devletleri” ile “Mondros Ateşkes Antlaşması”nı imzalamak zorunda kalmıştı. Bu anlaşmaya göre, Doğu vilayetleri Ermenilere verilecek, Karadeniz sahillerinde Pontus Devleti kurulacaktı. Ülkenin içine düştüğü bu durum, yurdun her tarafında “Müdafa-i Hukuk” cemiyetlerinin en güçlüsü Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti idi.
    Başkanlığını Belediye Reisi Barutçuzade Ahmet Bey’in yaptığı Cemiyet, bu konularda adeta öncülük yaparak, vatanın topyekün savunulması için yoğun çalışmaların içine girmişti. Bu maksatla da önce bir yayın organına sahip olmanın gereğine inanılarak “İstikbal” gazetesi Faik Ahmet Barutçu yönetiminde çıkarılmıştı. İşgalin ağır darbeleri altında bütün müesseseleri zarar gören Trabzon’da, bir gazete basacak çalışır durumda Türk matbaası olmadığı için, çıkarılan gazete bir müddet Mihailidi isimli bir Rum matbaasında basılmış ve daha sonra yeni bir matbaa kurulabilmiştir.
    Trabzon’un önderliğini yaptığı mücadele fikri, süratle çevre ile ve ilçelere yayılmıştı. Trabzon’da olup bitenler titizlikle takip ediliyor, bölgenin kalbi adeta Trabzon’da atıyordu.

    “Mondros Mütakeresi’nde “Vilayet-i Sitte” adı altında Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır, Sivas vilayetlerinin mukadderatı birleştirilmiş. İtilaf Devletleri buralarını Büyük Ermenistan’a vaad etmiş, üstelik Trabzon vilayetini de Pontusçu Rumlara bağışlamıştı.
    Trabzon’un bu konulardaki hazırlığı ve çalışmaları sonucunda Erzurum Kongresinin yapılması gerçekleşmiştir. Çalışmalar Kurtuluş Savaşı boyunca devam ve zaferin kazanılmasında Trabzon’un ve Trabzonluların çok büyük payı olmuştur.
    Bu vilayetlerden Trabzon zaten kendi teşkilatını yapmış ve çok kuvvetli çalışmağa başlamış olduğu gibi, bizi de teşvik ediyordu. Bu karanlıklar içinde bazı aydın noktalar eksik değildi. Trabzon’da çıkan “İstikbal Gazetesi”nde Faik Ahmed Barutçu, bu bölgede türeyen Pontusçularla yiğitçe döğüşüyor. Muhaza-i Hukuk Cemiyeti, Karadeniz sahillerinde fikirleri bir araya topluyor ve tesir alanını her gün biraz daha genişletiyordu”. (Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadele’de Erzurum, Ankara 1946)

    Trabzon’un bu konulardaki hazırlığı ve çalışmaları sonucunda Erzurum Kongresinin yağılması gerçekleşmiştir. Çalışmalar Kurtuluş Savaşı boyunca devam etmiş ve zaferin kazanılmasında Trabzon’un ve Trabzon’luların çok büyük payı olmuştur.
    Yirmi Dört Şubat Destanı
    (Trabzon’un Kurtuluşu)
    Başı dik. gözleri şimşek gibi
    Gözlüyordu bu günü geçmişten dedem
    Nasırlı ellerinde çapası sırtında sepetiyle
    Çıplak ayakla çalışıyordu tarlada ninem
    Yaylasında dağında taşında
    Maçka’sında Of’unda Akçaabat’ında.
    Dayım halam amcam yengem
    Nereden çıkagelmişse düşman
    Ninem çapasıyla
    Dedem tüfeğiyle
    Amcam gençliğiyle.
    Babam yüreğiyle
    Hepsi dişiyle tırnağıyla kanıyla canıyla
    24 Şubat destanı yazdılar.
    Duyun düşmanlar.
    Bir senede üç yüz altmış beş
    24 Şubat var.
    Mehmet Kuvvet

    blank

  • Trabzonlu vatandaşımız öldürüldü

    Trabzonlu vatandaşımız öldürüldü
    Libya’da bir Türk vatandaşının hayatını kaybettiği açıklandı.

    Libya’da Kaddafi yönetimine karşı halk ayaklanmasında kan dökülürken Trablus’ta bir şirkette İş makinesi Operatörü Türk işçisi 27 yaşındaki Yunus Emre Çelik de yaşamını yitirdi.

    Trabzon’un Yomra İlçesi’ne bağlı Oymalıtepe Beldesi nüfusuna kayıtlı olan ve Libya’da Çalışan Yunus Emre Çelik’in, Trablus yakınlarındaki şantiyede bu sabah görevli olduğu vinçe çıkarken, ayrılıkçı keskin nişancı teröristin silahlı saldırısında bir kurşunun isabet etmesi sonucu öldüğü belirtildi.
    Yunus Emre Çelik’in uzun namlulu bir silahtan açılan ateşle öldürüldüğü bilgisi geldi.

    Trabzon Dernekleri Federasyonu Başkanlığı
    Trabzonlu vatandaşımız öldürüldü
    Libya’da bir Türk vatandaşının hayatını kaybettiği açıklandı.

    Libya’da Kaddafi yönetimine karşı halk ayaklanmasında kan dökülürken Trablus’ta bir şirkette İş makinesi Operatörü Türk işçisi 27 yaşındaki Yunus Emre Çelik de yaşamını yitirdi.

    Trabzon’un Yomra İlçesi’ne bağlı Oymalıtepe Beldesi nüfusuna kayıtlı olan ve Libya’da Çalışan Yunus Emre Çelik’in, Trablus yakınlarındaki şantiyede bu sabah görevli olduğu vinçe çıkarken, ayrılıkçı keskin nişancı teröristin silahlı saldırısında bir kurşunun isabet etmesi sonucu öldüğü belirtildi.
    Yunus Emre Çelik’in uzun namlulu bir silahtan açılan ateşle öldürüldüğü bilgisi geldi. Merhuma Allahtan Rahmet kederli ailesine başsağlığı diliyoruz.

    Trabzon Dernekleri Federasyonu Başkanlığı

    blank