Hüseyin Avni Danyal’la bir gençlik söyleşisi

0
14
1836 yılında Samuel Colt tarafından yapılmıştır. Çoğu kovboy filmlerinin vazgeçilmezidir.

dsc03864-smallKurtlar Vadisi Dizisinde Yalçın BULUT Karakterini canlandıran Tiyatrocu Hüseyin Avni Danyal kimdir?

1962 Trabzon İskenderpaşa doğumlu. 10 yaşında babasının işi nedeniyle Trabzon’dan ayrıldı. Ankara’ya yerleşti. 1981 yılında tiyatro eğitimi için İzmir’e gitti. 1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi güzel sanatlar bölümünü bitirdi.
Aynı yıl devlet tiyatrolarına girdi.1985 den bu yana Devlet Tiyatroları oyuncusudur. 2000 yılından sonra yoğunlukla televizyon dizilerinde oynamaya başladı. Ancak daha önce Çıraklık, kalfalık dönemlerini tiyatro sahnelerinde geçirdikten sonra ustalık dönemi içinde dizi oyunculuğuna başlamış oldu. O artık bir ustadır. Ancak kendisi böyle söylemiyor. “kalfalık diyorum. Çünkü ben ustayım diyen bir aktörün aktörlük hayatı bitmiş demektir. Bunların dışında elimiz kalem tuttu, bir şeyler yazdık. Devlet tiyatrolarında kabul edilmiş iki tane oyunum vardı, bir tanesi sahnelendi. 1995 de kültür bakanlığından bir kısa film öyküsü ödülü aldım. Yazılarımı hobi olarak bir yere yetiştirmemek kaydıyla kendi keyfime göre yazarım. 2007 den itibaren resim galericiliği yapıyorum. Zerrin Ongan’la 2007’nin haziranında Cef sanat ve kültür hizmetleri diye bir şirket kurduk, resim galerisi bunun bir parçası, 2008’in ekiminden itibaren tiyatro Cef olarak oyun oynamaya başlayacağız. İleride de Cef yapım olarak televizyon dünyasında da olacağız.” Dedi.

Sanat için sanat mı ? Yoksa halk için sanat mı ? Bu soru bence Türkiye’nin 1970’lerde ortaya atılmış çok yanlış bir sorudur.
Bence sanat her ikisi içindir, yani bu tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan gibi bir şey, sanat her ikisi içindir.

Toplumumuzun sanatsal duygularına hitap etmek için sizce en iyi yol tiyatro mu? Dizi mi? yoksa sinema mıdır? Siz hangisini daha iyi uygulayabiliyorsunuz.

Bu sorunun tartışılmaz yanıtı tiyatrodur. Çünkü ben bir tiyatrocuyum. Ben şuna inanmıyorum, dizi oyuncusu, sinema oyuncusu, tiyatro oyuncusu ayrı ayrı olmaz. Yok böyle bir şey, oyunculuk diye tek bir meslek vardır. İnsan oyuncu ise sinemada da tiyatroda da dizide de her yerde oynar. Bunlar arasında araya biraz daha teknik etkenler girer o kadar. Şöyle ki; tiyatroda bir duyguyu anlatabilmek için biraz daha fazla hareket kullanırsın çünkü 500 kişilik bir salonda en arka sırada ki de görsün diye ama kamera karşısında o hareketi tiyatrodaki gibi yapmıyorsunuz. Oyuncu gerçek bir oyuncu ise oynayacağı oyunu hem tiyatroda hem de karma karşısında nasıl oynanacağını bilir. Birde dikkat ediyorum bazı okullar da dizi oyunculuğu dersi verilmektedir, bu ne demek sen demek ki tiyatro sahnesine çıkınca oynayamayacaksın demektir, o zaman sen oyuncu değilsin demektir. Oyuncu her yerde oyunculuğunu yapar, sinemada da yapar, reklamda da yapar, tiyatroda da yapar, dizide de yapar. Benim tercihim tiyatrodur.

İnsanlarımızla ortak lisanı nasıl yakalayabiliyorsunuz?

Ortak lisan bedendir ve konuştuğun dildir. Eğer seyirci sahnede o rolü oynayan oyuncunun bir süre önce hayatının başka bir yerinde, bu aynı onun gibi diyebiliyorsa, bu zaten ortak lisandır.

Tiyatrocu olmaya nasıl karar verdiniz? Sonradan dizi ve sinemaya geçiş nasıl oldu? Sebep maddiyat mı? Tiyatrodan sinema ve diziye geçişte bir olgunluk döneminden söz ettiniz. Bu konuyu açıklar mısınız?

Ünü bir aktörün önemli bir sözü vardır; aktörün iyisi 40’ından sonra belli olur. Der. Bunu şöyle açıklayayım. Cam işçiliğini biliyor musunuz? Cam’ın şişirilmesinde, bir çırağı onu üfleyerek çatlatmadan yapana kadar en az beş yıl geçer. Çünkü o üflemenin bir ayarı vardır. Oyunculukta böyle bir şey sebebi de şu; 40 yaşındaki bir adamın hayata bakışı, dünyaya bakışı, kadına, erkeğe, aşka bakışı, savaşa, barışa, siyasi olaylara bakışı 25 yaşındaki bir insana göre farklıdır. Biraz daha olgun biraz daha gelişmiş, hayat olgunluğu akıl olgunluğu ile beraber yürüyor. Daha geç bir süreçte televizyon dizisi yapmamın nedeni, bundan önceki aktörlük hayatımda kendimi yeterince hazır hissetmememdir. Yani cebime yeterince taş doldurmadığımı düşünüyordum, yeterince taş doldurduğumu ve yeterince birikim sahibi olduğumu gördükten sonra başladım. Sahnede çok güvendiğim ödül mekanizmalarının ve önemli tiyatro adamlarının oyumculuğumla alakalı evet Hüseyin Avni Danyal’ın oyunculuğu artık bu kıvamdadır dedikten sonra evet artık ben bir noktaya gelmişim dedikten sonra yani eğitimin tamamlanma süreci diyelim ona, bundan sonra kamera karşısında olmaya karar verdim. Televizyonda olmamın ana nedenlerinden biri de tabi ki ekonomik, bu gün bir tiyatro yapıyorsan bunun ana kaynağını ben televizyon dizilerinden kazandığım para ile yapıyorum, yani televizyon sektörü beni bu anlamda kullanıyor, bende televizyonu tiyatro için kullanıyorum. Tiyatroya başlama sürecinde ise ben tiyatroya biraz daha siyasi başladım. 1970 – 1971 yıllarının siyasi ortamında Ankara’da bağlı olduğum siyasi görüşün toplantıları sırasında özel tiyatrolarla tanıştım. o özel tiyatroların kurslarına katıldım. ilgim artamaya başladıktan 1-2 sene sonra amatör olarak bu işi yapmaya başladım. Daha sonra da bu bir bilimdir eğitimsiz olmaz diye düşünüp bunun eğitimini alarak devam ettim.

Oynadığınız rollerde seçiciliğiniz nedir? sanatsal olarak kendimi yeterince ifade ettiğinizi düşündüğünüz rolünüz hangisidir?

Dizi teklifi geldiğinde benim için önemli olan hikâyenin ne olduğu ve hikâyenin içinde benim nerede olduğumdur. Oyuncu olarak beni ilgilendiren kısmı burasıdır. Hikâyenin bana kendini sevdirmesi ve benim hikâyede ne kadar katkım olduğuna bağlıdır. Sıradan rolleri sevmiyorum, inişleri çıkışları olan rolleri oynamayı daha çok seviyorum, örneğin Hatırla Sevgili dizisinde ben 60 bölüm normal bir rolde oynayabilirdim. Ama ben 10 bölümlük Adnan Menderesi oynadım ki bu rol ile halkın gözünde Adnan Menderesi canlandırdım bu benim için halka bir şey vermek açısından önemli idi.

Sanatla ilgili son sorumu sorayım ve Trabzon’a geçelim, Sahne tozu mu? Set ışıkları mı?

Tabi ki sahne tozu, tartışılmaz bile, tiyatro sahnesinde aldığın tadın hiçbir yerde karşılığı yok, birebir orada ki insanı siz yönlendiriyorsunuz çünkü oradaki insanın ne zaman ağlayacağına, ne zaman güleceğine, nerde nefes alacağını sen yönlendiriyorsun. Bir oyunumda nefesimi tuttuğumda aşağıdaki tiyatro seyircisinin de benimle beraber nefesini ben nefes alana kadar tuttuğunu hatırlıyorum.

Trabzon size neyi çağrıştırır, bir Trabzonlu olarak Trabzonluluğu ve Trabzonsporluluğu nasıl tanımlarsınız?

Trabzon denince benim ilk aklıma gelen Ganita sahildir, çocukluğum orada geçtiği için, gerçi orası da eskisi gibi değil artık. Ama ben Trabzon da çok güzel bir çocukluk yaşadım. 10 yaşıma kadar orada yaşadığım çocukluk dolu dolu idi. Trabzon’un altından girdim üstünden çıktım 10 yaşıma kadar. Benden büyük ablam ve annemin Trabzon da bilmedikleri yerleri ben bilirdim. Tabi böyle olunca da 15 günde bir ya da ay da bir Trabzon hoparlörlerinden kayıp ilanları verilirdi benim için. Çocukluğum bu kadar deli dolu geçtiği için Trabzon’un benim çocukluğumda ki yeri çok ayrıdır. Trabzonspor’un o keyifli zamanlarını da oradaki çocukluğumla beraber yaşadım. Orada ki heyecan, insanların birbirine yaklaşımı, ağaçlar, bahçeler, yani Trabzon ile ilgili çok fazla fotoğraf vardı bende ve belki de Ankara’dan çok fazla nefret etmemin nedeni de Trabzon’dan Ankara’ya gitmiş olmamdır. Hayatımız Trabzon’da denizin içinde, kayığın içinde orada burada geçiyordu. Şu apartman aralarında yetişen çocuklara bakıp ne kadar şanslı bir çocukluk geçirdiğimi düşünsenize…

Trabzonsporluluk babadan mı?

Trabzonsporluluğum babadan değil kandan. Evet ben fanatik bir Trabzonsporluyum ama Sivas maçında ki gibi sahaya atlayıp kendini fanatik sananlar gibi fanatik değilim. O sahaya atlayanı gördüğümde bence fanatik benim o değil. Trabzonspor’dan aldığım keyif çocukluğumu, gençliğimi ve eğitim dönemim de evet Trabzonsporlu olmak bir ayrıcalıktı.

Bu günlere gelmenizde Trabzonluğunuzun size bir katkısı oldu mu?

Bir insanın karakterini, yapısını, bir kentin yapısı coğrafyası etkiler ki mutlaka beni de etkilemiştir ama mesleki olarak geldiğim yer kendi bireysel çabamdır. Trabzonluluğun kişiliğime etkisi ise; aceleciliğim, çabuk sinirlenmem, tez canlılığım. Bu kişilik yapım ile çok şey kazandım, çok şey de kaybettim ama kaybettiklerim için asla pişmanlık yaşamadım.

Trabzon denince akla ilk Trabzonspor ve Trabzon’da son dönemde meydana gelen olaylar geliyor. Ne zaman Trabzon denince sanat, sanat denince Trabzon akla ilk gelecek. Trabzon gençliğine neler önerirsiniz.

Benim sanatçı olarak önerim, Trabzon’un şiddet yanlısı kimliğini ortaya çıkaran medyaya verebileceğim güzel cevap. Bende Trabzonluyum ama bende bu işi yapıyorum, ya da benim arkadaşım ressam Trabzonludur, benim arkadaşım müzisyen Trabzonludur diyebilmektir. Her gittiğim yerde Trabzonlu gençleri bilinçlendirmek için çaba sarf ediyorum. Ancak Bu sadece Trabzon’un değil Türkiye’nin genel meselesidir. Trabzon üzerinde tabi ki başkalarının oynadığı bir sürü oyunlar var ve bunlarında bilincindeyim ve birilerinin de kullanıldığını düşünüyorum. Bu kullanılan gençlere üzülüyorum çünkü bir yerden eğitimsizliği ve işsizliği kaldıramazsan bunlar olacak ama Trabzon üzerinde daha farklı oyunlar oynandığı için Trabzon daha çok ön plana çıkıyor.

Trabzon gençliğine bu durum da sizin öneriniz nedir?

Bu tecrübeden kaynaklı bir paylaşım olabilir, Eğitim çok önemli ama eğitim derken sadece sınava girip üniversiteyi kazanıp sonra da oradan mezun olunan eğitimden bahsetmiyorum, bir iş koluna girip o iş kolunda kendini yetiştirmek de bir eğitimdir, yani eğitim illa okulda olacak diye bir şey yoktur. Gençlerimiz kahve köşelerinde oturmayacak boş gezmeyecek, asalak olmayacak, aileden para dilenmeyecek, çalışacak üretime katkıda bulunacaklar içinde bulundukları durumdan ancak böyle kurtulabilirler.

Sizin için müzik nedir, neler dinlersiniz?

Benim için müzik kemençe demektir. Çocukluğumdan beri kulaklarımda olan kemençenin sesi ayrı bir hazzımdır. Horon oynarken dinlenen kemençeden hoşlanmıyorum. Ama bütün bir parçanın içindeki kemençeyi dinlemekten daha çok zevk alıyorum. Ben kemençe dertli bir şey çaldığı zaman daha çok etkileniyorum, yani oyun havasındaki kemençe o kadar etkilemiyor beni. Volkan Konak’ın, Fuat saka’nın, Kazım Koyuncu’nun yaptığı müzikteki o kemençeyi daha çok seviyorum. Sadece uzunca süre aynı ritimde çalan horona eşlik eden kemençeyi dinlemekten keyif almıyorum çünkü görsel bir şey horon ile tamamlanıyor, yani o oynayınca güzel.

Bir kemençe duyduğunuzda, bir horon gördüğünüzde kalkıp oynar mısınız?

Vakit ayırıp şu horonu bir becerebilsem oynayacağım da, ben biraz mükemmeliyetçi bir insanım isterim ki oynadığım oyunda her şeyiyle mükemmel olsun, düz horon oynamayı biliyorum ama dediğim gibi önce çok iyi öğrenip oynamak isterim. Bu da benim karakterim.

Trabzon Dernekler Federasyonu Gençlik kollarına görüş ve önerileriniz nelerdir?

Sizin şu birlikteliğiniz güzel, bunun devamlı olmasını dilerim. Benim size son tavsiyem su olacak. Siz bir birliktelik oluşturmuşsunuz. İstanbul’da ki Trabzon gençliği için burada ve bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bir şeyleri başarmışsınız, okumuşsunuz, ya da okuyorsunuz, çalışıyorsunuz. Eliniz ekmek tutmaya başlamış ama asıl sorun Trabzon’da ki gençlikte, oradaki gençler işsiz kahve köşelerinde ve boşta. Siz asıl faaliyetleriniz ve birlikteliklerinizle en kısa zamanda oradaki kardeşlerinizi de kucaklayın derim.

GÖKHAN ORHAN

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.