Blog

  • Ya Vedud Nöbeti

    yavedud
    Yâ Vedud

    Üflendiği yerden dirilen Adem’in öğrendiği kelimelere dönüp baktığımızda kelimelerin birbiri ardına sıralandığına şahit oluyoruz. Özüne indiğimiz yerde Adem’i daha iyi anlıyoruz. Adem kolay olmayan kelimeleri öğrenirken rüzgarın ardına kapılıp gidiyor zikirleri ve her isimde bir kat daha inandığının boyasına boyanıveriyor. Zor olsa gerek, bu boyanın altında Adem olabilmek. Adem seviyor ademliğini, anlamını seviyor.
    Her kelimenin altından yeni bir Adem diriliyor.Kendi isimlerini, idrakinden aciz
    olduğumuz mukaddes bir muhabbetle seven Allah, onların tecellisine hizmet eden mahlukatını sever.Sever,sevdirir,sevindirir…

    (11:90) Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. (Hud 90)

    Adem, cennetten çıkarıldığı günden itibaren iniler. İnlediği yerde dilini duaya
    bulaştırır. Öğrendiği isimlerle, Öğretene anlatır öğrendiklerini. Her inileme onu
    bir adım daha yakınlaştırır Baki olana… Yalnız Biri ister, Biri çağırır, Biri talep
    eder, Biri görür, Biri bilir, Biri söyler…

    Adem oluyorum bir an da… Yasaklı meyve dokunuyor dilime, mahcupluğum yüzüme yansıyor, al al oluyor yanaklarım ve utanıyorum O’ndan. Korkuyorum,beni yakıp parça parça etmesinden değil bu korkum,şimdi anlıyorum Vedud olan Vedud luğunu alırsa kalbimden ne yaparım ben Sevmezse beni,sevindirmezse, sevdiğini bildirmezse, sevdirmezse bir et yığınından ne farkım kalır? Dua oluyor iç seslerim. Hud suresi 90.cı ayet dolaşıyor kalbime diri tutuyor beni, biliyorum ki yine O sevindiriyor beni…

    İşte bu sevgi, bu merhamet Vedud isminden gelmektedir. Allah her bir eserini
    sevmekle birlikte, bu sevgi ve merhametin odak noktası, en mükemmel eser olan insandır. Çünkü, bütün ilahi isimlerin aynası, tecelligahı odur. Bir kulun kalbi isimlerle ne kadar ters düz olursa,kalp inkilap eder (boyutuna bakıp aldanmayalım)  o kalp ki Alemlerin Rabbine açılmış bir penceredir.O pencereden bakan göz puslu bir kareyle muhatap olmaz.Her şeyi kulları için yaratan,sadece kulunu kendi için yaradandır bu Yaradan…

    Bazen düşünürüm kendi küçüklüğümü ve O’nun büyüklüğü arasındaki dengesizliği… Bu kadar küçük bir noktaya ihtiyacı olmadı halde, peşimde koştuğunu hayal ederim.
    Şımarıklıklarıma tahammül eden, avucumun arasındakileri O vermemiş gibi,hiç
    tükenmeyecekmiş gibi, sahiplendiğim dünyalıklarımın arasında unutuşlarımı hiçbir zaman yüzüme vurmayan, küsmeyen, kırılmayan yanlışa bir yanlış yazıp kulunun doğrusuna sayısız artılar koyan, usanmadan herkesin gittiği yerde sadece benimle kalan…
    Seviyor ve seviniyorum, dil ile dillendiriyorum Buruc suresi 14 ayeti…

    (85:14) O, çok bağışlayan ve çok sevendir.

    Gözümü kapatınca güzelliklere kör olmuyorum, duyuyorum hissediyorum.        O nun varlığını bilmek için O na O nun bak dediği pencereden bakmam gerektiğini anlıyorum.
    Sevmek razı olmak demek.Ki Efendimiz tutar ellerimden burada ve gidebileceğim tek yol onun ayak izleri… Sevmek Habibullah gibi… Seveni sevdiği ölçüde sevmek
    gerekirse, buna en güzel örnektir kendisi..Vedud isminin ete kemiğe bürünmüş hali…

    Sevmek, sevinmek, sevdirmek… Sevmeyi vermeseydi, vermeyi de sevmezdi ki… Bütün mesele burada sevmeseydi neden yaratırdı ki bizi?

    MİHRİCAN KESKİN

  • Canla Ba(ğı)şla Çıktı

    orphan(1)Timaş Yayınları tarafından basıldı. Bir kaç gün içinde kitapçılardan sorabilirsiniz.. Arka kapak yazısı aşağıda:
    Her birimizi sessizce kül eden Söz Yangını’nı haber veren Senai Demirci, şimdi de bu yangını söndürmek için Canla Bağışlamaya çağırıyor bizi. Her birimizi gül edecek bir fırsat olarak anlatıyor “verme”yi. “İnsan insanın kurdudur” diyerek krizler üreten küresel vurdumduymazlığa inat, ?İnsan insanın yurdudur? gerçeğini hatırlatıyor. Zekat, en yapışkan kirimiz bencillikten aklıyor bizi. Sadaka, en büyük belâmız kibirlenmekten kurtarıyor bizi. Seve seve vererek, ebedî sevinçler kazanıyoruz. Canla Bağışlayıp kendimizden eksilterek, canımızı sonsuzluğa taşıyoruz, başımıza ‘ebed kuşu’ konduruyoruz. Canla Bağışla, tebessümümüze muhtaç, tesellimize aç çaresizleri; yardımımızı bekleyen, ikramımızı uman yetim, öksüz ve yoksulları ‘cennet’imiz olarak yeniden tanıştırıyor.

    Senai Demirci

  • Milliyetçilik

    Milliyetçilik

    kalem

    Cenab-ı Hak mealen: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, kabilelere ayırdık”( Hucurat Suresi, 49/13) buyurmaktadır.

    Bediüzzaman Hazretleri bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmektedir: “Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir.” (Mektubat, 321)

    İkinci Mesele: Şu âyet-i kerîmenin işaret ettiği “teârüf ve teâvün düsturu”nun beyânı için deriz ki:

    Nasıl ki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir; tâ ki her neferin muhtelif ve müteaddit münâsebâtı ve o münâsebata göre vazifeleri tannsın, bilinsin ve tâ o ordunun efradları düstur-u teâvün altında, hakîki bir vazife-i umûmiye görsün ve hayat-ı içtimâiyeleri, a’dânın hücumundan mâsun kalsın. Yoksa, tefrik ve inkısam, bir bölük bir bölüğe karşı rekâbet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhasemet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir. Aynen öyle de, hey’et-i içtimâiye-i İslâmiye, büyük bir ordudur; kabâil ve tavaife inkısam edilmiş; fakat, binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir; bir, bir, bir, binler kadar bir, bir… İşte bu kadar bir birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktizâ ediyorlar. Demek, kabâil ve tavâife inkısam, şu âyetin îlân ettiği gibi, teârüf (birbirini tanımak) içindir, teâvün (yardımlaşmak) içindir; tenâkür (bilmezlikten gelmek) için değil, tahâsum (düşmanlık) için değildir.

    Üçüncü Mesele: Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Husûsan dessas Avrupa zâliınleri, bunu İslâmlar içinde menfî bir sûrette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp, onları yutsunlar.         ( Mektubat)

    İnsanı felakete sürükleyen milliyetçilik için Efendimiz “asabiyet-i cahiliye” ifadesini kullanmış. Milliyetçilik hakikaten de cahiliyetten başka bir şey değildir.

  • Karaca Mağarası

    karaca_mağarası
    Karaca Mağarası

    Mağaralar bilindiği gibi insanlara ilk doğal barınaklık yapmış önemli mekanlardır. Bu nedenle uzun yıllar araştırmacıların dikkatini çekerek ayrıntılı araştırmaların yapılmasına neden olmuşlardır. Bunun yanında mağaralar içerisinde sakladığı gizli gizemin ve güzelliklerin keşif ve seyri insanlara ayrı bir huzur ve mutluluk vermektedir. Ayrıca mağaralar heyecan verici sporların yapılmasına, bağımsız bir bilim dalı olan (speleoloji) Mağara Bilimcilik dalının gelişmesine de olanak sağlamışlardır. (daha&helliip;)

  • Ömer Dursun Poyraz

    Omer-Dursun-PoyrazSON DEVİR OF- ÇAYKARA ULEMASINDAN SIRADIŞI BİR PORTRE:
    ÖMER DURSUN POYRAZ (1880-1976)

    Sultan II.Abdulhamid döneminde kendisine verilen nüfus cüzdanına göre Poyrazoğlu Ömer Dursun Efendi olarak kaydedilen Ömer Dursun Poyraz (Yörede Hacı Dursun Efendi diye bilinirdi)  1300 (1880) yılında Trabzon ili, Çaykara ilçesi, Akdoğan köyünde dünyaya geldi. Babası Mahmut Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Nüfus kağıdının sanat hanesinde “Mektep Muallimi”, evlilik hanesinde “Bir zevcesi vardır” ibaresi yazılıdır. Diğer kayıt bilgileri ise şöyledir:  Boy: Orta, Saç:Kara, Kaş:Kara, Göz:Kara, Burun:Kaparlak, Ağız:Adeta,Bıyık:Kara, Sakal:Kara, Çene:Müdevver, Renk:Buğday, Alamet-i Farika-i Sabite:Tam, Vilayeti:Trabzon, Nüfus Siciline Kayıtlı Olduğu Yer, Kazası:Of, Mahalle veya Karyesi: Hopşera-i Ulya, Mesken Numarası: 21, Mesken Nev’i:Hane. (daha&helliip;)

  • T.D.F Gençlik Komisyonu Üyeleri,İstanbul’da Yaşayan Trabzonlu Gençler Çanakkale’yi Unutmuyor ve Heryıl Ziyaret Ediyorlar

    045 

    Trabzon Dernekleri Federasyonu gençlik grubu geleneksel olarak her yıl gerçekleştirdiği Çanakkale şehitlikleri ziyaretini bu yıl da gerçeklerştirdi.

    Gençlik grubu başkanı Arif Kurumahmut ve yönetim kurulunun tamamının katıldığı ziyaret 4 otobüsle gerçekleşti.  (daha&helliip;)

  • Uzungöl artık uzun havuz yapıldı

    Uzungöl artık uzun havuz yapıldı

    uzun gölde protestoSahil yolu projesi ve Hidroelektrik santralleri “HES” ile katledilen Karedeniz’de son kurban Uzungöl oldu.

    Türkiye’nin en güzel doğa harikalarından Trabzon simgesi Uzungölün etrafına istinat duvarı ördüler.

    Doğal sit alanı olmasına rağmen Gölün kenarından geçmekte olan yol ile göl arasına yapılan istinat duvarına yöre halkı da tepkili.

    Çevrenin doğal hayatına büyük yıkım olan yeni düzenleme çevredeki doğal hayatı felç etti. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir katliam gerçekleşmemiştir.
     
    Yöre halkı, bölgenin Doğal SİT Alanı olması nedeniyle evlerine bir çivi dahi çakamadıklarını ve restore edemediklerini belirtirken bu
    istinat duvarı ile gölün doğallığına büyük bir darbe vurulduğunu ve gölün yapılan taş duvarlarla bir havuz haline getirileceğini söylüyor. (daha&helliip;)