Dağlari aşayirum sel oldum taşayirum sel oldum taşayirum Sevupta alamayan değmesun yaşayirum değmesun yaşayirum Ağasara gelmemun iki sebebi vardur iki sebebi vardur Birisi karli dağlar birisi nazli yardur birisi nazli yardur
Etma sevdaluk etma ahi boynunda kalur ahi boynunda kalur Senin da benim gibi elin koynunda kalır elin koynunda kalır Almayacaksun derler sevenlerun ahini sevenlerun ahini Ben bi sevda eyledum çekerim günahini çekerim günahini
Gürgen dalin kurusun vermedun bana yaprak Elursun yar elursun nolursun karatoprak nolursun karatoprak
Denizin dalgasini dereler savuşturur Ayrı düştuk yarimlan kim bizi kavuşturur kim bizi kavuşturur Kim demiş ayriliktan ağlamamazmiş bu dağlar ağlamamazmiş bu dağlar Dağlar ayri düşeli güneş batarken ağlar
Dertli Dertli söylenur gözlerinun karasi gözlerinun karasi Gömleğumden görinur yüreğumun yarasi yüreğumun yarasi Gün olur devran döner silen olur yaşumi silen olur yaşumi Yüreğum yanar ama eğmem yara başumi eğmem yara başumi
Sis dağının başına dumanlar yarişiyi Biz sevduk birbirini eller ne karişiyi Sis dağında kar olsam duman olsam yayılsam Gece sabaha kadar yar koyninda uyusam
oy oy oy oy oy
Hayde gidelum hayde bizim oraya kadar Gel edelum sevdaluk anan duyana kadar Yağmur yağdi ıslandum bir duvara yaslandum Evvel böyle değildim şimdi biraz uslandum
oy oy oy oy oy
Kar yağar karamişin dalina yaprağına Ölürsem koyin beni yarimin yatağına Kar yağayi yağayi başuma doli doli Kız sana kurban olsun babamın murat oğli
oy oy oy oy oy
Haburadan o yana nere gideyim nere Albeni götür beni yarum oldugu yere Derenin kenarına alana bak alana Ben nasıl inanayım böyle yalan dolana
oy oy oy oy oy
Sis dağının başlari beyazlara büründü Herkes aldi yarini habu uşak süründü Asacağum kendumi karayemişun dalina Acaba kimler acisun bu uşağun halina
oy oy oy oy oy
Sis dağının eteğine bal olsam peteğine Ben daha dayanamam bu sevda köteğine Ne olacak uşaklar yüreğumunun yarasi Beni bu hale koyan gözlerunun karasi
Rabbimiz, Hz. Adem Aleyhisselam’dan Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz’e kadar, insanlığın salah ve kurtuluşu, dünya ve ahiret saadeti için din göndermiş, emir ve yasaklarını bildirmiştir. Neleri yapıp neleri yapmamamızı bildiren, dosdoğru bir hayatın yolunu gösteren din, Efendimiz s.a.v.’in risaletinde kemale erdirilmiştir. Rabbimiz, Hz. Adem Aleyhisselam’dan Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz’e kadar, insanlığın salah ve kurtuluşu, dünya ve ahiret saadeti için din göndermiş, emir ve yasaklarını bildirmiştir. Neleri yapıp neleri yapmamamızı bildiren, dosdoğru bir hayatın yolunu gösteren din, Efendimiz s.a.v.’in risaletinde kemale erdirilmiştir.
Müslümanlar da bu dine kâmilen uymakla mükelleftirler. İç ve dış bütün hayatını dinin sınırları içinde, onun koyduğu hükümler doğrultusunda tanzim etmedikçe, bütün varlığı ile inanarak, benimseyerek ve severek uygulamadıkça bir müslüman kâmil bir mümin olamaz. Kâmil bir mümin olmak, ancak maddî-manevî, zahirî-batınî, iç ve dış insanın bütün yönleriyle dinin ahkâmına bağlı olmasıyla mümkündür.
Hayatın görünen yüzüyle [zâhirle] fıkıh ilmi, iç alemimizle de [bâtınla] tasavvuf ilmi ilgilenmektedir. Bütün İslâmî ilimlerde olduğu gibi fıkıh ve tasavvufun da kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Tasavvuf, nazargâh-ı ilâhi olan kalbi Allah’tan gayrı her şeyden [mâsivadan] ve ahirete hiçbir faydası olmayan söz, hayal ve düşüncelerden [havâtırdan] korumanın, nefsi kötülüklerden arındırmanın yollarını gösteren, Kur’an ve Sünnet ışığında eğitim yapan manevi bir ilim ve terbiye okuludur. (daha&helliip;)