Etiket: Bediüzzaman Said Nursi

  • Hür Adam Said Nursi hakkında yazılası 10 yazı

    Hür Adam Said Nursi hakkında yazılası 10 yazı

    Bediüzzaman Said Nursî
    Bediüzzaman Said Nursî

    Hatasız kul olmaz. Hatasız film hiç olmaz. Hür Adam bir film. Sadece film. Said Nursi Hür Adam filminden fazlasıdır. Hür Adam filmini Said Nursi’yi konu alıyor diye aşağılayanlar ne kadar yanlış yapıyorsa, Said Nursi’yi Hür Adam filmine eşitleyenler de o kadar yanlış yapar.

    1 Hür Adam bir film. Her film gibi bir film. Said Nursi’ye artı değer katamaz elbette ama seyircisine Said Nursi üzerinden artı değer kazandıracak bir film. Alkışı hak ediyor. Çünkü,  suskun kalmış gerçek bir destanı cesurca seslendirdi.  Çünkü, şimdi omuzları üzerinde yükseldiğimiz yürekli bir çabayı kaygısız akıp giden gündemimizin ortasına düşürdü. Çünkü, küllerini savurmakla yetindiğimiz baba ocağından bize bir köz sıcaklığı taşıdı. Bir epik filmden bekleneni yerine getirme çabası takdir edilmeli. Bir kez seyrettim, sıkılmadan bir daha seyrederim. Seyretmek isteyenlere tereddütsüz tavsiye ederim. Mehmet Tanrısever destek konusunda en azından benden emin olabilir! (daha&helliip;)

  • Bediüzzaman’a göre Miraç’a iman ve mutluluk

    Bediüzzaman’a göre Miraç’a iman ve mutluluk

    Bediüzzaman Said Nursi
    Bediüzzaman Said Nursi

    Kâinatın Nuru Efendimiz Aleyhisselam miraca çıkarak insanoğluna değerli bir hazine ve ezeli ve ebedi bir aydınlık getirmiştir.
    O Nebiler Serveri Efendimiz Aleyhisselam; getirdiği bu aydınlık ile insana şu Kâinat’ın güzelliklerini göstermiş, böylece Kâinat’ı ve bütün şuur sahibi varlıkları sevinçlere sevk etmiş ve mutlu etmiştir.

    İnsan aciz, fakir, sınırsız ihtiyaç sahibi bir varlık olduğu halde, Her Şeyin Sahibi Ezeli ve Ebedi bir Sultan tarafından muhatap alınmış ve cennetine namzet bir varlık yapılmıştır. Bu da Bediüzzaman’ın ifadesiyle; ‘’İnsan olan bütün insanlara, nihayetsiz bir sürur, hadsiz bir şevk vermiştir.’’ (Sözler,31.söz,4.esas.1. Meyve)

    Miraç hadisesiyle kendisini ebedi bir yokluğa mahkûm zanneden insanlığa, cennet gibi ebedi bir mutluluk kapısı açılarak müjdelerin en güzeli verilmiştir. Bediüzzaman bu müjdenin derecesini şöyle ifade eder:

    ‘’Bir adama, idam edileceği anda, onun afvıyla kurb-u şahanede bir saray verilse, ne kadar sürura sebebdir. Bütün cin ve ins adedince böyle sürurları topla, sonra bu müjdeye kıymet ver.’’ (Sözler,31.söz,4.esas.3. Meyve)

    ‘’İnsan kâinatın kıymetdar bir meyvesi ve Sâni’-i Kâinat’ın (Kainatın sanatkarı) nazdar sevgilisi olduğu, Mi’rac ile anlaşılmış.’’ (Sözler,31.söz,4.esas.5. Meyve)

    Efendimiz Aleyhisselam, Miraç’tan insanlar için işte böyle bir müjdeyle dönmüştür. Kâinat’ın Müjdecisi Efendimizin insanlığa getirdiği bu müjdeyle insan, yaratılmışların en üst seviyesine çıkmıştır. Bu ise insan için sonsuz bir onur ve mutluluktur. (daha&helliip;)

  • Bediüzzaman’ın Emirdağ Yılları Sergisi

    Bediüzzaman’ın Emirdağ Yılları Sergisi

    Bediüzzaman'ın Emirdağ Yılları Sergisi
    Bediüzzaman'ın Emirdağ Yılları Sergisi

    Bir asra yaklaşan bereketli ve feyizli ömrü ile yasadığı donem olduğu kadar bugün de hayatı ve bıraktığı eserleriyle asırları ve nesilleri aydınlatmaya devam eden Bediüzzaman Said Nursi’nin hizmet hayatı dönem-dönem mercek altına alınarak sergiler halinde sunulmaktadır. Daha önce, ilk sürgün dönemi 1927-1934, BARLA YILLARI SERGİSİ ve 1934-1944 KASTAMONU YILLARI SERGİSİ olarak yurtiçinde ve yurtdışında on binlerce kişi tarafından ziyaret edildi.1944 yılından vefat ettiği 1960 yılına kadarki hayatı ise orijinal eserler, belgeler, donemin gazeteleri, yakın hizmetinde bulunmuş ve hizmetin bugünlere kadar ulaşmasında halka oluşturmuş fedakar, vefadar talebelerinin hayat hikayeleri EMİRDAĞ YILLARI SERGİSİ adı altında ziyaretçileriyle buluşacaktır.

    Emirdağ Yılları

    “Risale-i Nur’un neşir dönemi”

    Gelecek nesillerin kurtulululuna adanan ömürler.

    Her anı takipler ve baskılar altında geçen sürgün ve hapis yılları.
    Bütün engelleri sessizce aşarak yurt sathına yayılan bir muazzam hizmet ağı.
    En uzak ülkelere kadar uzanan eserler.
    Dünyanın dört bir tarafında geceli gündüzlü tekraralanan iman dersleri.
    Bir tarafta çekilen çileler ve ızdıraplar, diğer tarafta kurtulan hayatlar, tadılan mutluluklar.
    Bediüzzaman Said Nursi ile beraberindeki kahramanlar Emirdağ yıllarında…
    Asra damgasını vuran Risale-i Nur hizmetinin 1944-1960 yılları arasındaki bölümü, ibretle hatırlanacak belge ve öyküleriyle Emirdağ Yılları sergisinde…

    Bu sergi 29 Mayıs -13 Haziran tarihlerinde her gün saat 10.00-20.00 saatlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Kültür Merkezinde ziyarete açık kalacaktır.

    Açılış :
    Tarih : 29 Mayıs 2010 Cumartesi
    Saat : 15:00
    Yer : Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi
    Adres : Mimar Sinan Mah. Akşemsettin Cad. No: 52 (İstanbul Emniyet Müdürlüğü Arkası) Fatih / İstanbul
    Tel : 0212 527 8181 (daha&helliip;)

  • Nur'ların Filizlendiği Yer:Barla

    Nur'ların Filizlendiği Yer:Barla

    barlakatranağacı

    BARLA, BEDİÜZZAMAN’IN bedel ödemeğe başladığı belde… İmansızlığa karşı iman dirilişini haykırma bedeli… Küfrü kabullenmeme, zulme razı olmamanın diyeti; sürgünlerle sürülme, sorgularla yargılanma süreci…

    Yandıkça parladı, parladıkça yaktı… Küfrün külleri savruldu Barla’da başlayan bahar ateşiyle… Bu ateş dalga dalga Anadolu sathına yayıldı… Hapishaneler gül bahçesine, mahpuslar bahçıvana dönüştü.

    Nurlu bir yürüyüş başladı şefkat kumandanının önderliğinde… Önünü çelmek isteyen çelimsizlere dönüp bakmadı bile… Yanan imansızlık ateşi sonsuzluğu kavururken onlarla uğraşacak zaman mıydı?

    Zulmani ve nurani ateşin ahir zamanda şiddetli çarpışmasıydı bu… Ölümü hiçe sayarak ölümüne vuruyordu küfri fikirlere… Kahroluyordu küfür komiteleri, müspet hareketle ellerinin kollarının bağlanmasından…

    Görünürde zincirliydi, asılda ise hürriyet zirvesinde hikmet soluyor küfür kirliliğini defediyordu.

    Defalarca zehirlendi ölmedi, biliyordu ki ölüm, hayatın sahibinin elindeydi, kuvvetsiz eller bir şey yapamazdı. Kuvvetli olan sebepleri arkasına alan değil, müsebbibül esbaba dayanandı… Bu kuvvet hayatında hep hakim oldu, paşalar padişahlar baş edemedi onunla. Bir başını değil saçları adedince başları olsa Kur’an yolunda vermeye hazırdı.

    Hamasi nutuklar atmıyor, hakikati konuşturuyordu hayatında… Sünneti ihya… Kur’an’ı kainatla, kainatı Kur’an’la muhatap olma hakikatini… Nazarları kendine değil Nübüvvet güneşine çeviriyordu… Çünkü o bir dolunaydı… Nur Risaleleri Kur’an güneşi etrafında dönen dolunaylardı… Onun için gecede ıssız ve ışıksız kalanların sığınağı oldu.

    Biz bulunduğumuz beldeleri “Barla” laştırmak için bedel ödedik mi veya ödemeye hazır mıyız? Şeytanı sürgünlerde süründürüyor, nefsi sorgularla sarsıyor, Kur’ani kuşanmışlıkla kainata ve hayata bakıyorsak içimizde bahar ateşi alevlenmeye başlamıştır. O ateş önce “ben” i yakar, buharlaştırır onu… Nurani hakikat semasına yüceltir. Kalbinden karanlık kalplere nur yağar artık. Beldelere bedel bir Nur talebesi olmuştur.

    Evet, Barla Bediüzzaman’ın buharlaştığı belde. O, Barla denizinden buharlaşarak geçmiş, kalplerimize Nur olarak yağmıştır. Aynı yönde, aynı yolda yürürsek ona bir nebze olsun yaklaşmış oluruz.

    Zatına nazar edilmesine sevmemiş, ihtiyaç da duymamış. Said Nursi zaten Bediüzzaman… Fakat yakın planda yansıttığı Nebevi nura her “an”da, her günde bizim ihtiyacımız var.

    Dönen dünyada ihtiyaçlarımızı geciktiremeyiz… Ateşin baharı bulunduğumuz beldelerde “bedel” ödeyerek başlatmalıyız. Nevruz zuhur etmek üzere. Kışta kalmayı kabullenmiyorsak kımıldamalıyız.

    Baharınız bereketli, nuraniyetiniz bol olsun ki, küfür karanlıkları Barla buluşmalarıyla aydınlığa kavuşsun.

    Bediüzzaman Said Nursi
    (Ocak-Mart 1878 – 23 Mart 1960)

  • Gaye-i Hayal Olmazsa?

    Gaye-i Hayal Olmazsa?

    hayalalemi

    Bediüzzaman Said Nursi “Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler. Etrafında gezerler. Ene kuvvetleşiyor, bazen sinirleniyor. Delinmez, ta “nahnü” olsun.

    Enesini sevenler, başkaları sevmezler (Sözler, 708. sayfa) buyurur. Hem yine aynı mealde olarak “Gaye-i hayal olmazsa, veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.” (Mektubat, 472. sayfa) Bu vecizeleri açacak olursak içinde insanın terakki ve tekâmülüne yönelik büyük hakikatlerin gizli olduğunu görürüz.
    Cenab-ı Hakk’ın diğer mahluklardan farklı olarak insana verdiği en büyük nimetlerden birisi de hayaldir. İnsanın bu hayattaki gayesi ne ise insan ona göre derece alır.

    İnsanın bu kısa dünya hayatının gayesi, bu fani ile bakiyi kazanmak, Üstadın ifadesiyle “Fanide bakiye yol bulmaktır.”
    Hayal ancak sonsuzlukla, ebediyetle tatmin olur. Satın aldığı her şeyin önce ömrünü, dayanma gücünü merak edip soran insan, kendisinin fani olduğunu bildiği halde, bu dünya hayatından nasıl zevk alabilir? Dünya onu nasıl tatmin edebilir?

    İşte, hayalin gayesi olan o ebedî saadet yoluna girmeyen, onu unutan (nisyan) yahut bildiği halde dünya zevklerinin hatırı için onu unutur görünen, unutmuş gibi davranan (tenasi) bir insanın aklı ve fikri, sadece kendi enesini yani kendi nefsini düşünür, onun menfaatini gözetir, onun tatminine çabalar, onun zevkini esas alır.

    Bu hale düşen bir insan, gaye-i hayalden yüz çevirerek enesine yönelir, adeta onun etrafında tavaf eder; ona bir kutsiyet vermek gibi çok aşağı ve zararlı bir yola girer.

    İnsanın her aza ve duygunun ibadeti vardır. Her aza ve duygunun ibadeti yaratılış amacına uygun amel etmektir. Hayalin ibadeti tefekkür, aklın ibadeti her şeyin hakikatini anlayıp idrak etmeye çalışarak ALLAH’ın varlığına iman etmek, azaların ibadeti ALLAH’ın emrine uygun hareket etmektir.

    Hayal de akıldan sonra insanın en değerli duygusudur. Hayali güzel bir şekilde kullanan bir insan hayal ettiği kadar manen yükselir ve buna göre büyük ibadet ve sevaba kavuşur. Bediüzzaman hazretleri hayali çok güzel bir şekilde kullanmanın yollarını göstermiştir. Namazda “İyyake na’büdü ve iyyake nestaîn” derken hayalen bütün dünyayı nazara alarak bütün mü’minlerin kabeye yönelerek ibadet ettiklerini dikkate almak gerektiğini ifade eder. Daha ileriye giderek bütün mahlûkatın “Sana ibadet eder ve senden yardım isteriz” diyerek ALLAH’a yöneldiklerini hayal eder. Hayalen “Ceziretü’l-Araba” gider ve peygamberimizi vazife başında ziyaret eder.

    Yine hayalin fevkalade inkişafına dair Said Nursi’nin şu ifadesi “Hayalin fevkalâde inbisatından ve mahiyet-i insaniyenin bütün dünya ile alâkadarlığından, koca dünyayı, o gecede bir menzil gibi gördüm. Zîhayatlar ve insanlar o derece küçüldüler, görünmeyecek derecede küçüldüler. Yalnız o menzili şenlendiren ve ünsiyetlendiren ve nurlandıran tek şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediyeyi (ASM) hayalen müşahede ettim.” (Lem’alar) Marifetullah mertebelerinde seyahat eden üstadımız “akıl ve hayal” ile beraber seyahat etmektedir. Hayalin, eğer ALLAH yolunda sarfedilirse büyük bir nimet olduğu bahsedilmektedir.

    Tesbihatta hayalen tefekkür eder. Hayalin ibadeti tefekkürdür. Peygamberimiz (asv) “Tefekkür gibi ibadet yoktur.” “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten hayırlıdır.” Buyurmuştur.

    Hz. Ali (RA) “Tefekkür edilmeden okunan Kur’anda hayır yoktur” derken İslam bilginleri de “Tefekkür beş nevidir: ALLAH’ın ayetlerini tefekkür etmek. Cenneti tefekkür etmek. Cehennemi tefekkür etmek. Ölümü tefekkür etmek ve günahlarını tefekkür etmek” demişlerdir. ALLAH’ın ayetlerini tefekkür etmek imanın artmasına, cenneti tefekkür onan rağbete ve ibadete yönlendirmeye, cehennemi tefekkür günahlardan kaçmaya, ölümü tefekkür ona hazırlanmaya, günahlarını düşünmek ise insanı tövbe etmeye sevk eder” demişlerdir.

    Hayatta başarılı olabilmek için de hayalimizi çalıştırmalıyız. Sıkıntılarımızı gidermek ve işlerimizi geliştirmek için de hayalimiz mükemmel bir kaynaktır. Bunun içindir ki bir kısım düşünürler “İnsan hayal ettiği kadar vardır” derler. İnsan hayal ettiği kadar büyüktür. Hayali büyük olanın hedefi ve gayeleri de büyüktür. Bu hedefine ulaşmak için çalışan bir insan dünyanın basit ve süflî işleri ile uğraşmaz.

    Hayal duygusunu bize veren ALLAH elbette bunu büyük gayelere müteveccih etmemiz için vermiştir. Bunların başında da hayatta insanın ulaşmak istediği hayalî bir hedef koyması ve bu hedefe insanı ulaştırmak için akıl, kalp ve duyguları, bedeni ve azaları çalıştırmasıdır. Yüce ALLAH hayal duygusunu insana vermesinin en önemli hikmeti insanın yüce gayeleri hayal ederek bu gayelere ve hedeflere yönelmesini istemesi hikmetindendir. İnsan gerek kendi şahsî hayatına ve gerekse sosyal hayatta çok büyük şeyleri gâye-i hayal edinmelidir. Hayali olmayanın hedefi, hedefi olmayanın da gayreti olmaz. Küçük hedeflere bağlı olan ve bunu gerçekleştirmek için çalışan insan küçük insan, büyük hedefleri olan ve bunları gerçekleştirmek için çalışan insan da büyük insandır. İnsan gâye-i hayali, yani amacı kadar büyüktür. Bu hedefine ulaşıp ulaşamaması ayrı bir husustur. Bu şartlara bağlıdır; ama hedefin büyüklüğü insanın ruhen büyüklüğünü, aklen ve kalben yüceliğini gösterir.

    Yüce ALLAH ahirette mükafatını insanın hayal etmesine göre verir. Böyle olmasa idi cenneti ve ebedi saadeti kazanması mümkün olmazdı. Nitekim Bediüzzaman insanın ALLAH’a karşı olan ibadet ve zikrinde “kâmil bir iman, küllî bir niyet ve kâinatı içine alan muhabbet, tefekkür ve hayali ile had ve hesaba gelmez sayıda keyfiyette külli bir ibadete mazhar olacağını” ifade eder.
    Hayali aklın ve dininin emrine verirseniz insana çok geniş bir ufuk ve ibadet sahası açarken nefs-i emarenin hizmetine verirseniz süflî arzu ve isteklerin oyuncağı olur. Yüce gaye ve hedeflere yönelmiş bir insan basit amaçlar ve gereksiz basit işler ve su-i ahlak dediğimiz çirkin ve kötü huylar peşinde koşmaz. Bunlar malayanı ve gereksiz görür. Peygamberimiz (asv) bize “Mâlâyaniyi ve gereksiz işleri terk etmek müslümanın güzelliklerindendir” buyurarak böyle mü’minleri övmüştür.

    Batılılar “Yıldızları hedeflemelisiniz ki yüksek bir tepeye çıkabilesiniz” derler. Bu söz insanın hedefini büyütmesinin mutlaka kendisine faydası olduğunu ifade etmektedir.

    Gaye ve amacı olmayan ve yüksek amaçlar ve hedefler peşinde koşmayan bir insan bencilleşir. Artık enaniyeti kalınlaşmaya ve vicdanı daralmaya ve hodgamlığa götürür. Sadece cismâni ve bedensel zevkler peşinde koşan ve amacı bunu gerçekleştirmek olan bir insan aklı, ruhu ve bütün hissiyatı ile bu basit amaçlarını gerçekleştirmek için çalışacaktır. Bu durumda onda kendini düşünme, kendi geleceğinden endişe etme, kendi menfaatini takip etme gibi basit duygular gelişecek ve bunun için başkalarına zarar vermeye, düşmanlığa, hasede, gıybet ve dedikoduya başlayacaktır. Duyguları da buna göre basitleşecek ve gaye-i hayali olmadığı için de bütün zihniyeti ile bencilliğe yönelecektir. Her şey kendine ve kendi menfaatine alet etmeye ve çevresine zarar vermeye başlayacaktır. İste “ezhanın enelere dönmesi” bu suretle gerçekleşmiş olacaktır.

    Yüce ALLAH Kur’ân-ı Kerimde “Kim ALLAH’ın zikrinden gafil olursa biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık şeytan onun sadık dostu olur ve onu doğru yoldan saptırır; o ise kendisini doğru yolda sanır” (Zuhruf, 36-37) ayeti ile bu durumu bizlere açıklamıştır. ALLAH’ı unutan ve ALLAH’ın zikrinden gafil olanlara ALLAH yüce gaye ve amaçlarını unutturur. O zaman o da basit gaye ve amaçlar uğruna kendisini helak eder. Bu hususu da yüce ALLAH “ALLAH’ı unutan ve bu sebeple de ALLAH’ın kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Haşr, 19) ayeti ile bize ihtar eder.

    ALLAH’ın kendisini ve duygularını yaratılış amacını unutan ve bu duyguları yaratılış amacına göre değil de kendi basit nefsani arzu ve isteklerine yönlendirenlerin halini yüce ALLAH “ALLAH’ı unuttukları için ALLAH da onlara kendilerini, yani kendi amaçlarını unutturdu” ayeti ile ifade etmektedir. İşte bu duruma da “Tenâsî” yani unutturmak denilmektedir. Bu durum insanın hislerine mağlup olması ve nefsanî arzu ve isteklerine teslim olması demektir.

    Evet, “Gâye-i hayal olmazsa veyahut nisyan ve tenâsi edilse, ezhan enelere dönerek etrafında gezerler.” (daha&helliip;)

  • Aşk ve Şevk Nasıl Korunur

    Aşk ve Şevk Nasıl Korunur

    mevlana
    “Hayat faaliyet ve harekettir, şevk ise matiyyesidir (bineğidir).”

    Bediüzzaman

    Yapılan işin mânâlı olması, sevilmesi, aşk, şevk ve heyecan vermesi kişiyi hayata bağlayan en mühim faktörlerdendir. Zîrâ hayatın işleyişi; aşk ve şevk üzerine örgülenmiştir. Hayatın dinamosu faaliyet ve harekettir, bunların da motoru şevk ve iştiyaktır. Şevk, bir işi, ‘gönüllü ve istekli yapmak’ mânâsına gelir. Çünkü insan; iştiyak, lezzet ve muhabbet duymadığı bir işi yapmak istemez. Yapsa da, iştiyak ve muhabbet duymadığından yapılan işte bir verim olmaz. Dolayısıyla, yapılan işlerin mükemmel olması, ona katılan aşk ve şevkle irtibatlıdır. Öğrenme de öyledir. (daha&helliip;)

  • Yavuz Sultan Selim’in Kürt Katliamı yaptığı doğru mudur?

    Yavuz Sultan Selim’in Kürt Katliamı yaptığı doğru mudur?

    blankBu iddianın tam tersi doğrudur. Yani Yavuz olmasaydı, bugün Doğu Anadolu’daki ehl-i sünnet olan Kürtler, Şî’a’nın tasallutu altında olurlardı. Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti’ne ilhakı veya daha doğru bir tabirle iltihakı, 1514’de kazanılan Çaldıran Zaferi’nden sonradır.

    Bilindiği gibi. Şah İsmail, İran’da kısa bir zamanda Safevî Devletini kurmuş ve Do­ğuda hem Osmanlı Devleti için ve hem de âlem-i İslâm’ın birlik ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale gelmiştir. Şehzade Selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz Trabzon Sancakbeyi iken fark etmiş ve babasını İstanbul’da ikaz dahi eylemişti. Fakat, II. Bâyezid, tedbir alamamanın yanında, Şiilerin tahrikiyle çıkarılan Şah Kulı isyanını da önleyememişti. Anadolu’yu Şiîleştirme hedefini güden ve her geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan Şah İsmail, bir türlü durdurulamıyordu. (daha&helliip;)