Etiket: Kıssadan Hisse

  • Vermezse Ma’bud, neylesin Mahmud?

    Vermezse Ma’bud, neylesin Mahmud?

    Bir işteki kısmetsizliği ya da talihsizliği belirtmek için bu deyimi kulllanırız.Hatta buna tıpatıp benzeyen bir başka deyim,”Kısmetse gelir Şam’dan,Yemen’den,kısmet değilse ne gelir elden?”şeklinde söylenir…

    Bir gün Sultan ıı.Mahmud,gizli olarak halkın arasında gezdiği sırada Üsküdar’da bir ayakkabıcının,boş örse çekiç vurarak”Tıkandı da tıkandı”diye feryat ettiğini görmüş.İçeri girip bunun sebebini sormuş.Adam anlatmaya başlamış:”Rüyamda çeşmeler gördüm.Bazılarında şarıl şarıl sular akıyor,bazıları sızıyor,bir tanesi de zorla damlıyordu.Bu sırada bir derviş belirdi.Şarıl şarıl akan çeşmelerin padişahımın,sızanların kimi zenginlerin,damlayanın ise benim olduğunu söyledi.Bunun üzerine ben de yerden bir çöp aldım,çeşmenin ağzını açmaya çalıştım.Şans bu ya kırıldı,damlayan çeşme de hiç akmaz oldu.O günden sonra müşterim kesildi,kazancım bitti.İflas ettim;o yüzden böyle tıkandı da tıkandı diyerek boş örsü dövüyorum…”

    Padişah saraya döner,adamın söyledikleriniin doğru olup olmadıklarını öğrenmek için muhafızlarından birini görevlendirir.Gerçekten de herkes tarafından ”Tıkandı baba”tanınmaktadır.Her işinde mutlaka bir aksilik meydana gelirmiş. (daha&helliip;)

  • Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !

    Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !

    yusuf ile züleyhaZüleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.

    Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.

    Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,

    Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,

    ilk bakışta mavera

    ile kandırıyor.

    Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,

    vera, ilk bakışta.

    Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.

    Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.

    Üstelik Züleyha isteyici

    Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.

    Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.

    Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,

    karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,

    hâlâ koruman altında değil miyim,

    suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?

    Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,

    şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,

    ki insan değil miyim?

    Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.

    Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?

    Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.

    Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.

    Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.

    Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.

    Yûsuf İle Züleyha, Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s. 107 – 109

    Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.

    Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.

    Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,

    Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,

    ilk bakışta mavera

    ile kandırıyor.

    Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,

    vera, ilk bakışta.

    Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.

    Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.

    Üstelik Züleyha isteyici

    Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.

    Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.

    Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,

    karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,

    hâlâ koruman altında değil miyim,

    suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?

    Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,

    şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,

    ki insan değil miyim?

    Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.

    Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?

    Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.

    Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.

    Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.

    Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.

    Yûsuf İle Züleyha, Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s. 107 – 109

  • Bence Tam Ağlama Mevsimi

    Bence Tam Ağlama Mevsimi

    aglamak

    Gönüldeki hüzün-keder, neş’e-sevinç, merhamet-şefkat… gibi duyguların coşup bulutlaşması ve gözler yoluyla dışa vurmasıdır gözyaşları. Tasa-elem, aşk-iştiyak, emel-ümit, firak-visal; belki bütün bunlardan daha çok da “mehâfetullah” ve “mehâbetullah” ağlatır, hisleri hüşyar ve kalb ufkunda O’na yâr olanları. Diğer ağlamalar, insanın cismanî ve ruhanî tabiatının halitasından fışkırır gelir; cibillîdir, yaygındır, için sesi değildir, dolayısıyla da sıradan sayılırlar.

    Temeli iman ve mârifete dayanan, muhabbet ve aşk u şevkin tetiklediği ağlamalara gelince, bunlar, tamamen Hakk’ı bilmeye, her şeyde O’nu duymaya, miadı meçhul vuslat hülyalarıyla oturup kalkmaya ve O’na karşı mehâfet ve mehâbetle tir tir titreyip sürekli O’nun huzurunda saygıyla köpürüp durmaya bağlıdır. Sınırlıdır; çok az bahtiyara nasip olmuştur.. ve devamı da, nazarların her şeyde O’nu okumasına, O’nu duymasına, O’nu talep etmesine, O’nu bilmesine ve O’nu söylemesine vâbestedir. Bilen alâka duyar, ruhta alâka derinleştikçe sevgiye dönüşür ve zamanla bu sevgi, önü alınmaz bir aşk u iştiyaka inkılâp eder. Artık böyle biri bîkarardır, gezer çölden çöle ve “Leylâ” der ağlar. (daha&helliip;)

  • Sivri Dil

    Sivri Dil

    blankEsat Bey o kadar farklı kişilerden şikayet almıştı ki, “Şikayetlerin çokluğu altında, gök kubbe başıma çökecek gibi hissediyorum kendimi. İnsan içine çıkamaz, insan yüzüne bakamaz hale geldim Ağabey. Bakışlardan bile rahatsız olmaya başladım. Bazıları kızgınca, bazıları nefret ve öfke ile, bazıları da acıyıcı gözlerle bakıyorlar. Hiçbir şey demeseler bu bakışlar bile yetiyor” dedi bana. (daha&helliip;)

  • Verdiğin acılar için sana Şükürler olsun Allah’ım

    Verdiğin acılar için sana Şükürler olsun Allah’ım

    blank‘Gün gelecek Allah’a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum’ demişti bir arkadaşım. Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda. (daha&helliip;)