Blog

  • Kibir Nedir?

    Kibir Nedir?

    Ne kadar kibirli dursa da, bardağın önünde eğilir çaydanlık. Öyleyse bu büyüklenme niye? Bu kibir, bu gurur niçin? Mütevazi ol, hatta bir adım bile geçme gurur kapısından. Bardağı insan bunun için öper daima alnından… Erkin Vahidov
    Ne kadar kibirli dursa da, bardağın önünde eğilir çaydanlık. Öyleyse bu büyüklenme niye? Bu kibir, bu gurur niçin? Mütevazi ol, hatta bir adım bile geçme gurur kapısından. Bardağı insan bunun için öper daima alnından… Erkin Vahidov

    Böbürlenme, kendini beğenme ve çok defa bir fâikiyet mülâhazası içinde bulunma diyebileceğimiz kibir, kişinin, bir kısım farklı özellikleri varmış gibi davranması, oturuşu-kalkışı, nefes alıp verişi, el-ayak hareketleri ve mimikleriyle hep bir farklılık peşinde bulunması, farklılık soluklanması, üstün bir karakter olduğunu ifade etmeye çalışması… gibi tavırlarla bencilliğin (egoizm) dışa vurması sayılan bir çeşit cinnet ve ruhî bir rahatsızlıktır. Böyle bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli fâikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hâle gelir.

    Böyle bir hasta, sürekli “ben” mülâhazalarıyla soluklanır, her zaman tafralarla köpürür durur; kendinin değerler atlasında bulunmayan hiçbir düşünce ve davranışa iltifat etmez ve karşısında vahy-i semavî dahi olsa şahsî yorumlarına öncelik tanıyarak yine kendini ifade peşinde koşar.. ve ne yapar yapar hemen her mülâhazayı evirir-çevirir kutsal(!) saydığı kendi düşünce ve istinbatlarına bağlar. (daha&helliip;)

  • Haset Nedir?

    Haset Nedir?

    hasetBir mânâda çekememezlik ve kıskançlık da diyebileceğimiz “haset”, herhangi bir insanın şeref, ikbal, başarı, hatta sağlık, afiyet, zenginlik, eda, endam, güzellik, bilgi, zekâ, mutluluk… gibi vasıflar ve mazhariyetler karşısında duyduğu hazımsızlık hissidir ki, buna kestirmeden, bir ferdin kendisinde olmasını istediği değişik vasıf veya mevhibelerin, başkasında bulunması karşısında duyduğu bir iç rahatsızlık da diyebiliriz. Rahatsızdır böyle biri kendine nispet edilmeyen faziletlerden, meziyetlerden, başarılardan; kederlenir hasım yerine koyduğu insanlara gelen nimetlerden; sevinir onların maruz kaldıkları musibetlerden.. ne “hüsn-ü aklî”ye saygı duyar ne de “hüsn-ü şer’î”ye; zira o, altında kalıp ezildiği ifritten egoizması ve dünyalara sığmayan kibriyle bütün fâikiyetlerin, farklılıkların kendine nispet edilmesi kuruntularıyla oturur-kalkar ve geçmiş devirlerdeki ilâhî mevhibeler hakkında bile nasıl olmuş da ona rağmen farklı bir zaman diliminde ortaya çıkmışlar diye düşünerek sürekli iç homurdanmalar yaşar.

    Aslında böyle bir ruh haleti taşıyan kimsenin cinnetinde şüphe olmamakla beraber şimdiye kadar bir kısım psikanalizcilerle bazı psikologların dışında, açıktan açığa bu delilere “deli” diyen de çıkmamıştır. Evet, bir kısım psikanalizciler, haset duygusunu belli aşamalara ayırır ve şöyle bir sıralama ile ele alırlar: Değişik rekabet hisleriyle dışa vuran kıskançlık; hazımsızlığa hazımsızlıkla mukabele şeklinde ortaya çıkan çekememezlik ve gidip hezeyana dönüşen, (daha&helliip;)

  • Bence Tam Ağlama Mevsimi

    Bence Tam Ağlama Mevsimi

    aglamak

    Gönüldeki hüzün-keder, neş’e-sevinç, merhamet-şefkat… gibi duyguların coşup bulutlaşması ve gözler yoluyla dışa vurmasıdır gözyaşları. Tasa-elem, aşk-iştiyak, emel-ümit, firak-visal; belki bütün bunlardan daha çok da “mehâfetullah” ve “mehâbetullah” ağlatır, hisleri hüşyar ve kalb ufkunda O’na yâr olanları. Diğer ağlamalar, insanın cismanî ve ruhanî tabiatının halitasından fışkırır gelir; cibillîdir, yaygındır, için sesi değildir, dolayısıyla da sıradan sayılırlar.

    Temeli iman ve mârifete dayanan, muhabbet ve aşk u şevkin tetiklediği ağlamalara gelince, bunlar, tamamen Hakk’ı bilmeye, her şeyde O’nu duymaya, miadı meçhul vuslat hülyalarıyla oturup kalkmaya ve O’na karşı mehâfet ve mehâbetle tir tir titreyip sürekli O’nun huzurunda saygıyla köpürüp durmaya bağlıdır. Sınırlıdır; çok az bahtiyara nasip olmuştur.. ve devamı da, nazarların her şeyde O’nu okumasına, O’nu duymasına, O’nu talep etmesine, O’nu bilmesine ve O’nu söylemesine vâbestedir. Bilen alâka duyar, ruhta alâka derinleştikçe sevgiye dönüşür ve zamanla bu sevgi, önü alınmaz bir aşk u iştiyaka inkılâp eder. Artık böyle biri bîkarardır, gezer çölden çöle ve “Leylâ” der ağlar. (daha&helliip;)

  • Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk

    Yanlışa Müdahale ve Çoğulculuk

    kilitİçinde yaşadığımız zaman dilimi, birarada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk gibi kavramların hüküm sürdüğü farklıbir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Bu kavramların aslında neanlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiz tarafından neölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet krizi yaşadığımızortada.

    Kur’an ve Sünnet bizden, yaşadığımız ortama veşartlara bukalemun gibi ayak uydurmamızı değil, içinde bulunduğumuzortam ve şartları mümkün olduğunca Allah Tealâ’nın rızasına uygun halegetirerek yaşamamızı istiyor. Nasıl ki din değişmek ve dönüşmek içindeğil, değiştirmek ve dönüştürmek için gönderilmişse; aynı şekildemüslüman da bu anlayış içinde hareket etmek durumundadır.

    İçinde yaşadığımız zaman dilimi, bilhassa Batı’dan esen rüzgârların etkisiylebir arada yaşama, hoşgörü, çoğulculuk… gibi kavramların hüküm sürdüğüfarklı bir dünya fotoğrafı çıkarıyor karşımıza. Toplum olarak hiçbirmuhakemeye tabi tutmadan kabul edip kullandığımız bu kavramlarınaslında ne anlama geldiği, neyi hedeflediği ve muazzez dinimiztarafından ne ölçüde tasdik edildiği konusunda ciddi bir zihniyet kriziyaşadığımız ortada. (daha&helliip;)

  • Allah’a Duayla Yönelmek

    Allah’a Duayla Yönelmek

    DuaAklımıza çok dua etmemize rağmen dualarımızın gerçekleşmediği fikri düşebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, duanın yanında müslümanların üzerine düşen bir sorumluluk vardır. O da yükümlülüklerini yerine getirmeleri.

    Bazen öyle daralır, öyle sıkışırız ki sığınacak, derdimizi dökecek ve gözyaşlarımızı yanında rahatça akıtacağımız birini ararız. Böylesi durumlarda en rahat sığınacağımız, sıkıntımızı rahatça arz edebileceğimiz, gözyaşlarımızı bir kayda tabi tutmadan akıtabileceğimiz yegane zat Allah’tır. O, bizden öncekilerde olduğu gibi, bizleri de merhamet ve şefkatiyle huzuruna kabul eder ve duamızla birlikte bizlere yönelir. O’nun huzurunda derdimizi açtığımızda, içimizi döktüğümüzde rahatlarız; sırımız onunla aramızda kalacağı için bir endişeye de kapılmayız. (daha&helliip;)

  • Osmanlı Başarısının Sırrı

    Osmanlı LogosuAvusturya Kralı I. Ferdinand, Osmanlı Devleti ile aralarında devam eden savaş halini sonlandırmak üzere Ogier Ghislain de Busbecq isimli diplomatı 1554 yılında elçi olarak İstanbul’a gönderir. Döneminin önemli bir seyyahı, dilbilimci ve eski eser meraklısı olarak tanınan Busbecq, bir heyet ile birlikte İstanbul’a gelir. Osmanlı padişahı Kanunî Sultan Süleyman’ın o sırada Doğu’ya düzenlediği bir sefer nedeniyle İstanbul’da olmaması ve Busbecq ile Amasya’da görüşeceğini bildirmesi üzerine, Busbecq ve yanındaki heyet Amasya’ya hareket ederler.

    Amasya’da Sultanın huzuruna kabul edilen Busbecq, o kabulde yaşadıklarını ve 8 yıl boyunca yürüteceği elçilik görevi nedeniyle Türk topraklarında edindiği izlenimleri öğrencisi Nicholas Michault’a hitaben yazdığı mektuplarla bildirir. Dört uzun mektuptan oluşan Busbecq’in gözlemleri, genel olarak objektiflikten uzak, hatta çoğunlukla Türkleri aşağılayıcı ve alaya alan ifadelerle doludur. Fakat Busbecq kimi tespitleriyle de haklıya hakkını vermeyi ihmal etmemiştir. Ülkemizde “Türk Mektupları” ismiyle farklı yayınevleri tarafından neşredilen o mektuplardan birinde, Amasya’da Sultan’ın huzuruna kabulünde edindiği izlenimleri ve onun ifadesiyle “Türklerin hangi işe el atsalar başarmalarının sebebi”ni bakınız nasıl ifade ediyor: (daha&helliip;)

  • Kampçılıkta Yabani Hayvanlardan ve Diğer Canlılardan Korunma

    Kampçılıkta Yabani Hayvanlardan ve Diğer Canlılardan Korunma

    yabaniiz

    Kampta en tehlikeli canlılar yaban domuzu ve başıboş köpeklerdir. Kamp kurallarına uyulduğu taktirde bu canlılar ve diğerleriyle karşı karşıya gelinmez.

    Bu amaçla kampta ateşli silah bulundurmak asla doğru yöntem değildir. Genelde o silah eninde sonunda bizi koruyan bir araç olmaktan çıkar ve bizi hedef alır. (daha&helliip;)