Etiket: Nazan Bekiroğlu

  • Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !

    Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !

    yusuf ile züleyhaZüleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.

    Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.

    Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,

    Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,

    ilk bakışta mavera

    ile kandırıyor.

    Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,

    vera, ilk bakışta.

    Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.

    Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.

    Üstelik Züleyha isteyici

    Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.

    Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.

    Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,

    karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,

    hâlâ koruman altında değil miyim,

    suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?

    Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,

    şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,

    ki insan değil miyim?

    Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.

    Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?

    Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.

    Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.

    Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.

    Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.

    Yûsuf İle Züleyha, Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s. 107 – 109

    Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.

    Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.

    Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,

    Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,

    ilk bakışta mavera

    ile kandırıyor.

    Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,

    vera, ilk bakışta.

    Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.

    Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.

    Üstelik Züleyha isteyici

    Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.

    Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.

    Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,

    karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,

    hâlâ koruman altında değil miyim,

    suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?

    Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,

    şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,

    ki insan değil miyim?

    Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.

    Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?

    Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.

    Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.

    Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.

    Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.

    Yûsuf İle Züleyha, Timaş yayınları, İstanbul, 2000, s. 107 – 109

  • Nazan Bekiroğlu Röpörtajı

    Lâ adlı son romanı ile iyi edebiyatın da yoğun ilgi görüp, kitleleri etkileyebileceğini kanıtlayan Nazan Bekiroğlu, eserinin kahramanları Adem ve Havva’ya bakışını anlattı. (daha&helliip;)

  • Lâ:Sonsuzluk Hecesi

    Lâ:Sonsuzluk Hecesi

    lasonsuzlukhecesiHer şey gizli. Benim bildiğimse:
    Gizli bir hazineydi; görünmeyi bilinmeyi sevdi.
    Sıfırdan zamana, sonsuz ân’dan ânbeân’a,
    nâ- mevcuddan vücuda, lâ-mekâna,
    noktadan mükemmele,
    kelimeden cümleye,emirden vâkiye.

    Muhabbeti aşikâr kuvveyi fiil eyledi.
    OL, dedi.
    OL’uverdi.
    Kün!
    Bir kaf. Bir nun.
    Sonra sükun.

    (daha&helliip;)

  • Nazan Bekiroğlu Kimdir?

    Nazan Bekiroğlu Kimdir?

    nazanbekiroglu3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon’da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak girdi. (daha&helliip;)

  • Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !

    Yusuf’un Duası: Rabbim Bana İstememeyi İsteyebilmeyi Nasib Et !

    yusufilezuleyhaZüleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.

    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. (daha&helliip;)

  • Necip Fazıl ve Cezalandırılan Müslümanlar

    Necip Fazıl ve Cezalandırılan Müslümanlar

    blankBir ülkü uğruna hapis yatanların, ki sistem, bireyini düşüncesinden değil eyleminden dolayı yargıladığı id­diasındadır çoğu kez, en meşhurlarından birisidir Ne­cip Fazıl. Meşhur, güçlü ve etkileyici. İslâmî duruşuyla, zamandaşı Nazım’ın (Necip Fazıl üç yaş küçüktür on­dan) temsil ettiği kıymetlerin tam karşı kutbunu tem­sil ediyor olsa da, o da sistemin dışındadır. Ama aynı şeye zıt iki şeyin birbirine benzerliği teorik olarak doğ­ru dursa da hayatta aksamaktadır. Ve Nazım, “Ağa Camii”nden geçen yoldan iyice çıkarken, Necip Fazıl “Ağa Camii”nde bir vaaz vakti yola gelmektedir. Bir Nakşi Şeyhi olan Abdülhakim Arvasi ile karşılaşması* Necip Fazıl’ın milâdını teşkil eder:

    “Benim Efendim.”

    Milâdın tecellisi var. Tecellinin levhi, Büyük Doğu’nun sahifeleri. Büyük Doğu otuz altı yıllık bir hikâ­yedir.Bir nehir roman.

    Yakaca bir hayal kuvveti ve yıpratıcı bir muhayyi­leydi Necip Fazıl. Eğer doğru yatağı bulamasaydı taşkı­nında en evvel kendisi boğulurdu. Akması için en uy­gun yatağı bulduğunda ise “Artık ben nasıl susabili­rim,” dedirten gerçeğinin bu kadar hayata geçirilmesi kaçınılmazdı. “Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin” babın­da kaldığı sürece kimseyi ürkütmeyen şey, Büyük Doğu sahifelerinden aşikâr edilmeye başlanınca başladı Ne­cip Fazıl’ın da mahkemeleri, mahkûmiyetleri. (daha&helliip;)

  • Türkçüler

    Türkçüler

    blankBanisi, “Türküm” diyebilmeyi mutluluk vesilesi sa­yan Türkiye Cumhuriyeti, fikrî esaslarını Meşrutiyet döneminin yıldızı parlayan fikir akımı Türkçülükken alır. Bir ulus-devlet olarak, el kitabının Türkçülüğün Esasları olmasına şaşmamalı. Hal böyleyken Türkiye Cumhuriyeti devletinin sitem oklarından Türkçüler de kurtaramaz kendilerini. İlk büyük Türkçü avı 1944’te gerçekleşir, sonuncusu ise o temiz, masum ve yiğit ço­cukların yollarca gönüllü koruyuculuğuna soyundukla­rı devlet tarafından niçin “tutulduklarını” ancak neden sonra anlayabilecekleri 12 Eylül’de.

    Siz sakın sanmayın el vurdu bana Öpmeye kalktığım el vurdu bana (Ozan Arif) (daha&helliip;)