TDF’den Çaykur’a ‘Radyasyonlu Çay’ tepkisi

0
7
Ariegeois, hafif, gösterişli ve güzel bir köpektir. Av sırasında tutkulu, aile içinde sakin ve duyguludur. Evde uyuması gerekir. İyi huylu. Koklayarak iz sürer.

Trabzon Dernekleri Federasyonu (TDF) Genel Başkan Yardımcısı ve Çernobil felaketinin Karadeniz’deki Etkilerini Araştırma Komisyonu Başkanı Hüseyin Ayaz, Rize Üniversitesi bahçesinde yapılan kazıda ortaya çıkan radyasyonlu çaylarla ilgili yazılı açıklamada bulunan Çaykur Genel Müdürlüğüne sert tepki gösterdi.

Ayaz; “Karadeniz halkı ve bütün Türkiye’ye radyasyonlu çay içirdiler, Bugün hâla endişe edilecek bir şey yok diyorlar.
Kafalarını makamlarından dışarıya çıkardıklarında kanser nedeniyle nice yüreklerin nasıl yanarak kül olduğunu göreceklerdi” şeklinde konuştu. 

Trabzon Dernekleri Federasyonu (TDF) Genel Başkan Yardımcısı ve Çernobil’in Karadeniz’deki Etkilerini Araştırma Komisyonu Başkanı Hüseyin Ayaz, Çaykur Genel Müdürlüğünün Rize Üniversitesi’nin bahçesinde bulunan çaylarla ilgili yaptığı açıklamayı eleştirerek: “Basına yansıyan haberlere göre Çaykur yetkilileri, 1986 yılı ürünü olan tüm radyasyonlu çayların gömüldüğünü kaydederek halkın endişe etmemesi gerektiğini söylemişler.

Bu sözlere isyan etmemek elde değil. 1986 ürünü 58 bin ton radyasyonlu  çayın tamamının tedbir alınarak gömüldüğünü söylemek vatandaşı kandırmaktır. O dönemin yetkilileri bırakın tedbir almayı 1 mayıs 1986 tarihinde Türkiye’nin radyasyonlu bulutların etkisi altına girmek üzere olduğu uyarısını yapan dönemin Rus Büyükelçisi’ni   29- 30 nisan Tarih te  Avrupa sağlık örgütünü dikkate almayarak konuyu halktan ve basından gizlemişlerdir.” diye konuştu. 

1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketinin ardından Trakya ve Marmara bölgelerinde yetkililerce gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen aynı hassasiyetin Karadeniz Bölgesi için gösterilmediğini vurgulayan Hüseyin Ayaz, “Felaketin ardından oluşan radyasyonlu bulutlar adeta Karadeniz’in üzerine ölüm gibi çöktü.

Halkın bağ ve bahçelerinde yetiştirdiği sebze ve meyveler radyasyonun etkisine maruz kaldı. Birinci derecede risk altında yaşayan 10 milyon Karadeniz insanı kaderiyle baş başa bırakıldı. Bugün Karadeniz Bölgesi’nde patlama yapan kanser hastalığının temeli o döneme dayanıyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun seyyar radyasyon ölçme cihazları olaydan 4–5 ay sonra Karadeniz Bölgesi’ne gönderildiğinde her şey bitmişti. ” şeklinde konuştu.  

“Çaykur  yetkilileri Çernobil faciasının ardından radyasyonlu çayları imha için Çevre Kanunu’nu hiçe sayarak bilinçsizce önce bu çayları yakmaya ve gizlice toprağa gömmeye çalışmadı mı?” diye soran Hüseyin Ayaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Felaketi felaketle örtmeye çalışan zihniyete, zamanın duyarlı belediye başkanları itiraz ederek kendilerine Asliye Hukuk mahkemelerinde davalar açarak yürütmeyi durdurma kararı almışlardı. Ellerinde kalan çayları emirlerindeki işçilere vererek el altından, dere yataklarına yakın yerlerde gömdüren ve halkımızın da radyasyonlu su içmesine neden olanlar, ayrıca o dönem 1-2-3 sürgün çaya bir önceki yıldan arta kalan çayları katıp harmanlayarak bu çayları yurt dışına satmaya çalıştılar.

 Ancak o dönemdeki radyasyonlu çaylar AET’nin (Avrupa Ekonomik Topluluğu, AB) 30.05.1986 yılında çıkardığı 1707 sayılı kararda geçen “1 kilogramda 600 bekerel üzerinde radyasyon taşıyan ürünlerin alım ve satımının yasaklanması” hükmüne takılarak Türkiye’ye iade oldu.
Bizim yetkililerimiz de iade çayları İstanbul Sarıyer’deki paketleme fabrikasından bir gecede TIR’lara yükleterek ülke genelinde askeri birliklere ve okullara dağıttılar.”  

 Aradan geçen 23 yılın ardından ihmaller neticesinde bugün Karadeniz insanının kansere mahkûm olduğunu, ancak süreç içerisinde hala Çaykur yetkililerinin kanseri görmezden gelerek halkı endişe etmemeleri konusunda uyarmalarına isyan ettiğini aktaran Ayaz,

 “İhmallere neden olan zihniyet, kafalarını makamlarından dışarıya çıkardıklarında bugün sadece kanser nedeniyle nice yüreklerin nasıl yanarak kül olduğunu görecekler.” diye konuştu.  

Ayaz, yıllardır Çaykur yetkililerine o dönem TAEK’in (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) Karadeniz’de yaptığı radyasyon ölçüm değerlerini sorduğunu ancak konuyla ilgili şu ana kadar kendisine hiçbir açıklamanın yapılmadığını belirterek şunları söyledi: “O dönem birinci ve ikinci sürgün çayları müstahsil tarafından toplanmış ve Çay kur’a satılmış.
Çay kur da imalat yaparak bu ürünleri iç ve dış piyasaya sürmüştür. Bölgeye sonradan gelen TAEK’lı yetkililerce yapılan ölçümler üçüncü sürgündeki çaylara yapıldı. Bu da şu demek oluyor; esasen aşırı dozda radyasyon içeren çaylar, ölçüm yapılmadan aylar önce başta Karadeniz halkı olmak üzere tüm ülke geneline dağıtılarak tüketilmiş.

O zamanki ihmaller zincirini çok iyi bilen ve gerekli tedbirleri almayan kişilerin halen aynı kurumda yetkili görevlerde bulunup  ‘endişeye gerek yok’ gibi sözler sarf etmeleri   bizlere  daha çok bu tip vakalar yaşatır.
Yurtdışına ihraç edilemeyen çayları olaylardan habersiz olan halkımıza içirdiler. Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi basına pozlar verdiler. Toprağın altında radyasyonlu çay aranmasına gerek yok. Çünkü radyasyonlu ürünlerin çoğu o zamanki ihmaller neticesinde insanlar tarafından tüketildi. Bugün toprağın altından çıkan çaylar zamanında piyasaya sürdükleri çayların çöpleridir.  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.