Kategori: İslam

  • Halit Ertuğrul – Düzceli Mehmet

    Halit Ertuğrul – Düzceli Mehmet

    Halit Ertuğrul - Düzceli Mehmet
    Halit Ertuğrul – Düzceli Mehmet

    Halit Ertuğrul’un Düzceli Mehmet Romanının bir bölümünü aşağıdan okuyabilirsiniz.

    OKULLAR AÇILIYORDU
    Öğretmendim.
    Okullarımız yeni açılmıştı.
    Meslek hayatımın yirminci yılındaydım. Okulun her açılışında yaşadığım o tarifsiz
    Mutluluğu ,doyumsuz iklimini yeniden yaşıyordum. Bu öylesine bir haz ve lezzetti ki,
    Öğretmenlik yapmayan bir insana bunu anlatmak mümkün değildi. Okula,mesai arkadaşlarına ve öğrenciye hasret kalmanın ne demek olduğunu,öğretmenden başkası asla bilemezdi.

    Okul,öğretmen ve öğrenci,birbirinden ayrılmaz kopmaz ve ayrı düşünülemez bir şekilde,
    Bir bütün oluşturmuşlardır. Birini diğerinden koparmak mümkün değildir.
    Bunun hiçbir maddi izahı da yoktur. Bu bir sevda ,bu bir hasret ,bir gönül ve bir
    Mutluluk iksiridir.
    Hele öğrenci öğretmen için neler değildir ki?
    Bir öğretmen için onun öğrencisi,mutluluğunun hayatının ve yaşama direncinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir öğretmeni,bu iklimden kopardığınız an ,onun dünyasını yıkarsınız.
    Şair öğretmen boşuna mı yanmıştır.
    Onlar benim herşeyimdir.
    Hayat suyum ,ekmeğim.
    Gönül saksımda açan;
    Renk renk,desen desen,
    Mis kokulu çiçeklerim….

    Onlar benim herşeyimdir;
    Dualarım,dileklerim…
    Ya Rab! Ayırma beni,
    Onlar benim meleklerim.

    Lütfen yazarlarımızın orjinal kitaplarını alarak onlara destek olalım !!!

  • Asım Yıldırım – Ruhum Dayanmaz

    Gözlerini kapadı, çocukluğunu hayal etti. Babasının soğuk yüzünü, tabutunun ardından nasıl bakakaldığını hatırladı. Babası yağmurlu bir sonbahar akşamı dostların omuzlarında gitmiş ve bir daha küçük gecekondularına geri dönmemişti. Annesi mektep medrese görmemiş olabilirdi; ama onu dünyalara değişmezdi. Onda sarsılmaz bir kuvvet, yıkılmaz bir iman vardı. Babasının ölümünden sonra olağanüstü bir fedakârlık göstermiş; yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş, kendisini her şeye rağmen okutmuştu. Onun hakkını ödemesi elbette mümkün değildi.

    Titreyen elleriyle ıslanan yanaklarını sildi, derin bir nefes aldı. Gözlerini, çok sevdiği bu ülkenin engin semalarına dikti. Derin bir maviliğin ortasında, ötelere doğru akan bulutlara; güneşin yanan bağrına doğru -belli bir düzen içinde- sefer eyleyen kuşlara baktı. Tekrar gözlerini kapattı. İnce narin avuçlarını açtı, başını kalbine yaklaştırdı. Garipliğini, acizliğini iliklerine kadar hissederek Rabb’ine dua ve niyazda bulundu: “Ya Rabbi! Kalblere yerleştirdiğin muhabbet, âlemlere sevgili kıldığın Muhammed (sas) hürmetine… Gecelerde duaya duran dostların, huzurunda damla damla eriyen hasların hürmetine… Bana ve benim gibilere güç ve kuvvet ver. Bize, sen sahip çık Rabb’im! Sen sahip çıkarsan, gariplerini kimse yıkamaz. Aklımızı, kalbimizi, ruhumuzu muhabbetinle doldur. Bizi bu dünyadan ayrılırken arkasında bir tane bile kırgın gönül bırakmayan muhabbet fedailerinden eyle. Ey gariplerin Rabbi, Sen çok büyüksün!” duasını ettikten sonra derin düşüncelere daldı. (daha&helliip;)

  • Gönülden Lisanen Bir Münacaat

    Gönülden Lisanen Bir Münacaat

    Allah (C.C.)
    Allah (C.C.)

    Elhamdülillâhi Rabbil Alemîn, Vessalâtü Vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmeîn…
    Yâ ilâhel Alemîn ve ya Ekramel Ekramîn ve ya Erhamerrahimîn..
    Ya Rabbi!Sultanlığının azametine zatının celaline layık olan hamd Sana mahsustur.
    Ortaklartan münezzeh olan Rabbim razı olacağına kadar Sana hamdü sena eder ve Seni yüceltiriz.
    Rabbim dualarımızdan Efendimizin aziz latif ruhlarını haberdar eyle,Selam ve salatlarımızı ilet O’nu vaat ettiğin fazilete ve makamlara ulaştır.
    Ey rahmeti bol Padişah Sana nasıl kulluk edileceğini ve Seni nasıl tanıyacaklarını kendilerine öğretmek için kullarına eğitici olarak gönderdiğin Senin yüce isimlerinin hazinelerinin tercümanı ve kulluğuyla rububiyetinin güzelliğinin aynası iki cihan serveri Habibim diye övdüğün liderimiz,önderimiz,şefaatcımız olan Resulu Ekrem’e salatu selam olsun.Bütün al ve ashabına bize ve bütün iman ehline merhamet eyle..
    Yarabbim anamıza babamıza karşı gelmekten hürmet ve hizmette kusur etmekten Sana sığınıyoruz.Bizleri haklarını iyilikle ödemeyi,güler yüzle tatlı sözlerle gönüllerini fethetmeye Muaffak eyle.Onları ebediyet yurdunda aziz cennet-ü cemalinle taziz eyle…
    Ana ve babamızın ve ceddimizin akibetlerini hayırlı eyle .Ebediyet yurduna yolcu olanların yolculuklarını nurlu eyle,huzurlu eyle,aziz eyle ..Cümlesine Rahmetinle muamele eyle…
    Rabbim yanımızda bulunamayan gönülden dualarımıza iştirak eden kardeşlerimizin ahirete intikal eden tüm geçmişlerine rahmet eyle,kabirlerini bir nur eyle.Kur’an’ı yoldaş eyle….
    Ey bizleri yoktan var eden her şeyi emrimize yar eden Rabbim bizi ve zürriyetimizi Kitabınla amil ahkamıyla hamil kullarından eyle.Ahkamı Kur’an ile cümlemizi abit hidayet yolunda sabit eyle.
    Evlatlarımızı zatına layık kullarından eyle,iki cihanda kurtuluşa erenlerden eyle,onları dünya ve nefis bataklığına düşürme,imandan ve Kur’an yolundan ayırma….
    Ey nur-u nübüvvetle nar-ı nemrudu söndüren bütün yavruları öldürüldüğü anda zalimin elinde Musa as.’yı büyüten akibetinde zalimi perişan eden Rabbim bizi bitmez tükenmez rahmetinden Habib-i Edibinin şefaatinden mahrum eyleme..
    Bizi fena yola düşmekten günahında ısrar etmekten Sen koru Rabbim.Yavrularımızı hamil-i Kur’an hadimi Furkan eyle..
    Ey Rabbim her şeyi bilen Sensin.Acziyetimizi ve cehaletimizi bağışla.Yarabbim acizane olarak yalvarıyoruz ve Sana sığınıyoruz ve emrolunduğu gibi Sana teslim olmaya çalışıyoruz bizlere yardım eyle… (daha&helliip;)

  • Tövbe Adabı

    Tövbe Adabı

    Tövbe Adabı
    Tövbe Adabı
    1. Tövbe niyetiyle namaz abdesti almak
    2. Tövbe niyetiyle gusül yapmak
    3. Tövbe niyetiyle 2 rekat istihâre namazı kılmak
    4. TÖVBE: (Yâ Rabbi, bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşâllah bir daha ben yapmayacağım.)
    5. Gözler kapanarak 25 defa Estağfurullah
    6. Sekiz adet Fâtiha-i Şerife okunacak ve okunan her bir Fâtiha Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in Rûh-i saâdetlerine, Âl, Ashabının ruhlarına ve Sâdât-ı Kirâmın  ruhlarına hediye edilecektir.
    7. Ölüm rabıtası yapmak.
    8. Mürşidini rabıta etmek.
    Not:
    • İstihare namazı kılarken, mümkünse zamm-ı sûre olarak (Kâfirun ve İhlâs) sûreleri okunmalıdır.
    • Sekiz şart yapıldıktan sonra Hatme ve Rabıta tâlimatları alınmalıdır.
    • Sâdât-ı Kirâm’ın isimlerini ezberleyenler Vird tâlimatı alabilirler.
  • Mübalağa (abartmak) günah mıdır?

    Mübalağa (abartmak) günah mıdır?

    Yalan
    Yalan

    Soru:

    Mübalağa veya mazeret döktürme de birer yalan mıdır?

    Cevap: Örtülü ve kapalı olarak söylenen “zımnî yalan” diyebileceğimiz sözler vardır ki, bir mü’min onlardan kaçınmalı ve lisanını hep nezih tutmalıdır. En yaygınları mübalağa, mazeret döktürme ve târiz olan bu örtülü yalanlar da sıdka kilitlenmiş bir insan için büyük mahzurlar taşımaktadır.

    Mübâlağa; bir şeyi ifade ederken olduğundan çok fazla (ya da bazen çok noksan) göstermek, bir şeyin etkisini artırmak için onu abartarak anlatmak demektir. Mesela; bazen başkalarının kuvve-i maneviyelerini takviye etmek bazen de yapılan işi büyük göstermek için yüz kişinin katıldığı bir programa “yüzlerce” insanın katıldığını söylemek, bin kişilik bir salona “binlerce” insan doldurmak (!), hatta o program hakkında görüş beyan eden birisinin “güzeldi” demesini “çok müthişti, muhteşemdi” şekline büründürerek nakletmek; daha bir köye bile tesir edemeden kendi mefkûresi adına kasabalar, şehirler fethedilmiş gibi anlatmak türünden bütün mübâlağalar birer zımnî yalan sayılırlar. Bunlar muhatabın gönlünde müsbet tesir hasıl etmeyeceği gibi gayretullaha da dokunabilir ve yapılan işin bereketini bütün bütün alır götürür. Dahası, o türlü mübâlağalar, yapılan iş hakkında takdir hislerini coşturmak bir yana, tereddüt ve şüpheler hasıl eder ve hassas gönüllerde kötü izler bırakır. Nitekim, Nur İnsan bu konuda da bizi uyarmış ve şöyle demiştir: “Hangi şeyi vasfetsen, olduğu gibi vasfet. Medhin mübâlağası zemm-i zımnîdir.”

    Diğer bir örtülü yalanın adı olan “mazeret döktürme” tabiri, bir kusur, kabahat ya da suç için mücbir sebepler ileri sürmeyi ve onun hoş görülmesi maksadıyla bahaneler sayıp dökmeyi ifade etmektedir. Kanaatimce, suç sayılacak bir şey yapmak, bir kabahat işlemek ya da günaha girmek kötüdür, çirkindir. Fakat, o suça veya günaha mazeret bulma istikametinde beyanda bulunmak daha kötü ve daha çirkindir. Bir hatanın hoşgörülmesi ya da bir suçun affedilmesi için “şöyle olmuştu, böyle olmuştu” diyerek mazeretler ileri sürme vebali katlama demektir. İşte, o türlü bahanelerin arkasına sığınanlar kendilerini paka çıkarma kasdıyla ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Belki, sarfettikleri kelimelerin doğru olmasına dikkat ederler; fakat, karşı tarafı kendilerinin masum olduğuna inandırmaya çalıştıkları için söz ve hallerinin vâkıaya tam mutabık olmasını sağlayamazlar; mazeret ve bahanelerini muhataplarını kandırmaya mâtuf birer kuru laf olmaktan kurtaramazlar. Dolasıyla, yalana düşmüş ve kalbî hayatlarını yaralamış olurlar. Aslında, öyle bir durumda en doğru davranış, nefsi tezkiye etmeye çalışmadan ve mazeretler arkasına saklanmadan “Allah affetsin, siz de bağışlayın. Hevâ ve nefse uydum, cürüm işledim; zaten benden de ancak bu beklenirdi” diyebilmek ve hemen af dilenmeye koşmaktır.

    Târiz” ise; kapalı bir biçimde, dolaylı olarak söz söyleme, konuşurken muğlak bir ifade kullanarak muhatabın bir meseleyi olduğundan farklı anlamasını sağlama ve açık olmayan bir beyanla asıl maksadı gizleme manalarına gelmektedir. (Edebiyattaki târiz sanatı bundan başkadır.) Diğer bir ifadeyle, târiz, bir sözün görünürdeki anlamından farklı bir mana kastedilerek kullanılması şeklindeki mecazlı anlatımdır. Selef-i salihîn, bunu da zımnî yalan kategorisinde ele almış ve insanın dini, hayatı, aklı, nesli, vatanı, ırz ve namusu söz konusu olmadan târize de asla başvurulmaması gerektiğini belirtmişlerdir. (Fethullah Gülen, Ölümsüzlük İksiri)

    Kaynak: http://www.hikmet.net/

  • Cennet ve Nimetleri

    Cennet ve Nimetleri

    blankCENNET VE NİMETLERİ

    Cennet nimet yurdudur. Allah burayı kulları içinden iman edenlerle Allah’ın emri ve yasakları doğrultusunda ha­reket eden takva sahibi olanlar için hazırlamıştır. Bu, onların dünyada iken samimi iman etmiş olmaları ve salih ameller işlemeleri sebebiyledir. Kendi nefislerini kötü isteklerine di­renmeleri, masiyet ve haram olan şeyleri terk etmeleri bakı­mındandır. Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

    İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.” (Zuhruf, 43/72)

    Kullarımızdan takva sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.” (Meryem, 19/63)

    İyiler kesinkes cennettedir.” (Mutaffifin, 83/22)

    Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve cennetteki ipekleri lütfeder.” (İnsan, 76/12)

    Yüce Allah müminleri buna özendiriyor. Bunun için iyi amel işlemelerini teşvikte bulunuyor. Nitekim şanı yüce olan Allah buyuruyor:

    Rabbinizden bir mağfiret; Allah’a ve peygamberine inanalar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin geniş­liği kadar olan cennete koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Hadid, 57/21)

    Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlan­mış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete ko­şun.” (Ali İmran, 3/133)

    İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cen­netliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/82)

    Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.” (Rahman, 55/46)

    Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzu­lardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barı­naktır.” (Naziat, 79/40–41) (daha&helliip;)

  • Cehennem Ateşi ve Azabı

    Cehennem Ateşi ve Azabı

    blankEy kardeşim! Şunu iyice bilmelisin ki yüce Allah hepimizi cehennem ateşinden korusun. Çünkü cehennem ateşi, Al­lah’ın kâfirlerle münafıklar ve bazı isyancı kimseler için ha­zırladığı azap ve cezalandırma yurdudur. Her şeyden münez­zeh olan yüce Allah Kur’an’ı Kerim’in birçok ayetlerinde biz­leri bu tehlikeden uzak durmamız için uyarmıştır. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

    Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insan­lar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acıma­sız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelme­yen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrim, 66/6)

    Bir başka ayette de Allah şöyle buyuruyor: “Yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o kâfir­ler için hazırlanmıştır.” (Bakara, 2/24)

    Önceki sayfalarda geçmişti. Kıyamet gününde cehen­nem mahşer yerine yetmiş bin halat ile her halatı çeken gö­revli yetmişer bin melek tarafından çekilip getirilecektir. Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

    Cehennem ık bir şekilde gösterildiği zaman.” (Naziat, 79/36)

    Yine Allah Teala buyurmaktadır: “Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun öfkelenişini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler. Elleri bo­yunlarına bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok oluvermeyi isterler. On­lara şöyle denir: Bugün yalnız bir defa yok olmayı iste­meyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin.” (Furkan, 25/12–14)

    (daha&helliip;)