Kategori: İslam

  • Âyet-El Kürsi’nin İbadet Ve Zikir Sırrı

    Âyet-El Kürsi’nin İbadet Ve Zikir Sırrı

    Kur’an’ın temel hikmetlerinden biri onun bir ibadet ve zikir sırrı da taşımasıdır. Bu temel kavramı biraz açmak istiyorum. Kur’an’ın insanla ikiz kardeş oluş hikmeti, Kur’anın gönle ve kalbe nakşolması sırrıdır. Bu nedenle Kur’an gerçekten bir zikirdir. Zira Kur’an kulak kalbe intikal edince, gönül kendi Kur’an sırrı ile zikre geçer.
    Yüce Kitabımızda iki önemli ilâhî ilim tanımı vardır: İmamı mübin ve Kitab-ı mübin. Bir anlamda ilâhî levh-i mahfuz’u işaret eden bu tanımlarda önemli kavram farkları vardır.
    Kitab-ı mübin görüntüdeki âlemlerin bilimsel kaderinin kayıt sistemidir. İmam-ı mübin ise mânânın ilâhî kayıtlarının var olduğu gayb âleminin sonsuz ilmini temsil eder.
    İşte Kur’an’ın zikir sırrı yüce kitabımızın imam-ı mübin sırrından neş’et eder. Ve dinlendikçe, okundukça gönül âleminden evrenlere ilahi zikir yayılır. Zikir yaratılanların yaratana karşı bir tarz zorunlu tepkisidir. Var olma çareleridir. Nitekim tüm varlıklar, atomundan galaksisine kadar her varlık zikir halindedir. Meleklerde zikir, en yüksek frekansda seyreder. İnsanda ise durum çok değişik ve farklıdır. İlâhî murâd insan vücudundaki tüm maddesel moleküllere zikr nizamı vermiştir. Ancak insanın asıl zikir sırrı, kalbinde, tabiri caizse gönül makinesindedir. Bu eylemin gerçekleşmesi için ilk şart îmândır. İkinci şartsa tevhiddir. İşte Âyet-el Kürsî bu ilâhî yasa gereği zikrin anahtarıdır. Zikr elbette lisan ile başlar ancak en kısa sürede kalbe inmek zorundadır. Zikrin sözde kalıp, kalbe inmemesi bir arabanın marşına basıp motorunun çalışmamasına benzer. Marşa basmanın amacı nasıl motoru çalıştırmaksa, lîsanda başlayan zikir mutlaka gönle inmelidir. (daha&helliip;)

  • Nihat Hatipoğlu – Cehennem ve Azap

    Nihat Hatipoğlu – Cehennem ve Azap

    Nihat Hatipoğlu - Cehennem ve Azap
    Nihat Hatipoğlu – Cehennem ve Azap

    Resul-i Ekrem dünya ateşinin cehennem ateşi yanında nasıl hafif kaldığını şu şekilde izah buyurmuştur:
    Enes b.MAlik(ra) Resulullah’ın (sav) şöyle dediğini rivayet etti:
    “şu kullandığımız ateş cehennem ateşinin yetmiş cüz’ünden biridir.Eğer iki kez su ile yıkanmamış olsa idi onu kullanamaz ve ondan faydalanamazdınız.O, kendisini Tekrar Cehenneme tıkmaması için Allah’a yalvarır.”(a.g.e.,c.7,s.229)
    Cehennemliklerin Nefesi
    Hadis-i şerife göre dünya ateşi, cehennem ateşinin yetmiş defa soğutulmuş parçasıdır.işte bu şekilde dehşetli ateşle azap olunan cehennemliklerin hali nasıldır?
    Bu hususta resul-i ekram’e(sav) kulak verelim:
    Ebu hüreyye’den(ra) Resulullah’ın(sav) şöyle dediği rivayet olundu:
    “Eeğer şu mescidde yüzbin kişi, yahut daha çok olsa da aralarında cehennem ehlinden bir adam bulunup da bir nefes alsa, nefesinin sıcaklığından mescid ve içindekiler yanardı.” (daha&helliip;)

  • Mescid-i Nebevi ve Gelişim aşamaları

    Mescid-i Nebevi ve Gelişim aşamaları

     

    Mescid-i Nebevi
    Mescid-i Nebevi

    Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiğinde devesi Kasvâ‘yı kendi haline bırakmış ve deve Ebû Eyyûb el-Ensari Hazretleri’nin evinin önüne çökmüştür.Daha sonra tekrar kalkarak az ilerideki boş araziye yerleşmiştir. Devenin ilk çöktüğü yerde Efendimiz tam yedi ay misafir olmuştur. İkinci çöktüğü araziyi ise Hz. Ebûbekir, yetim sahiplerinden satın almış ve oraya Mescid-i Nebevi ile Efendimiz’in eşlerine ait odacıklar yaptırılmıştır.
    Mescid-i Nebevi’nin ilk şekli etrafı duvarlarla çevrili boş bir avlu halindeydi. Bu avlu üç bölümden oluşmaktaydı. Kıble duvarı boyunca iki sıra halinde hurma ağacı gövdelerinden sütunlar dikilmiş ve üzerleri hurma dalı ve yaprakları ile örtülmüştü.

    Burası Efendimiz’in sahabelerle cemaat halinde namazlarını eda ettikleri yerdi.
    Caminin tam arka köşesinde küçük bir gölgelim hazırlanmıştı ki burası da Ashâb-ı Suffa’nın kaldıkları gölgelikti.
    Mescidin arka köşesine de iki adet küçük oda inşa edilmişti. Bu kısım da Hz. Sevde, ve Hz. Âişe‘ye ait odalardır.
    (daha&helliip;)

  • Kadir Suresi – Kabe’de Kadir Gecesi Duası

    Allah ile Kul Arasında Vasıta Olur mu?

    Kadir Suresi Arapça Okunuşu

    Bismillahirrahmanirrahim

    1-   İnnâ enzelnâhü fî leyletil kadr

    2-   Ve mâ edrâke mâ leyletül kadr

    3-   Leyletül kadri hayrum min elfi şehr

    4-   Tenezzelül melâiketü ver rûhu fîhâ bi izni rabbihim, bi izni rabbihim min külli emr

    5-   Selâmün hiye hattâ matleıl fecr

    Kadir Suresi Türkçe Meali (Anlamı)
    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
    1 — Doğrusu Biz, onu Kadr gecesinde indirdik
    2 — Kadr gecesinin ne olduğunu bilir misin sen?
    3 — Kadr gecesi; bin aydan daha hayırlıdır
    4 — Melekler ve Rûh, o gece Rablarının izniyle her iş için iner de iner
    5 — O, tanyeri ağarıncaya kadar bir selâmettir

    (daha&helliip;)

  • Velilerden Yardım İstemek

    Velilerden Yardım İstemek

    blankVelide meydana gelen olağanüstü haller Allah Tealâ hazretlerinin kudretinin neticesidir. Velinin kerametleri, Peygamber mucizesinin onun doğruluğunu belgeleyen birer parçasıdır. Bir velide keramet olan her şey, o velinin bağlı bulunduğu peygamber için bir mucize olur. Şu halde mucize ile kerametin meydana geliş ve tahakkuk itibariyle mahiyeti birdir. Allah Tealâ’nın yaratmasıyla meydana gelirler. Allah Tealâ’dan bir şey isterken, peygamberin veya  falan velinin hatırına demek “tevessül”dür. “İstigâse” ise peygamber veya veliyi doğrudan doğruya çağırmaktır. Alimlere göre tevessül ve istigâse caizdir. Faydaları vardır.

    Ehl-i Sünnet alimlerinden tevessül ve istigâseyi meşru görenlerin açıklamaları şöyledir: Allah’a dua ederken vesile kullanan ya da doğrudan doğruya bir veliyi çağıran kimse, alemde tasarruf sahibi olanın yalnız Allah Tealâ olduğunu bilir, inanır. Bu durumda tevessül ve istigâse tevhid inancına zarar vermez. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği gibi bazı kulların Allah yanında şefaat etme hakkı vardır. Allah Tealâ bu şefaat hakkını sevdiği ve razı olduğu kullarına verir. Şu ayet-i celileler buna delildir:

    “İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?” (Bakara, 255). “Allah’ın huzurunda kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Sebe, 23) (daha&helliip;)

  • Mülk Kimin?

    Mülk Kimin?

    blankMüslümanlar olarak özellikle son bir iki yüzyıldır din-dünya ilişkisine bakışımızda temelli değişiklikler meydana geldi.

    Önceleri dünyaya ancak “ahiretin tarlası” olduğu için kıymet verirken, şimdilerde dünyayı ahiretin önüne geçirdiğimizi gösteren tavır ve davranışlar içindeyiz.

    Müslüman elbette dünyaya hükmetmeli, güzel yaşamalı, güzel yaşatmalı. Ama nereden gelip nereye gittiğini, yanında ne götürdüğünü asla hatırdan çıkarmamalı.

    Dilimiz “lehü’l-mülk” diyor. Yani mülk O’nun. Bir de dönüp kalbimize soralım, o ne diyor?

    “Gelişme ve kalkınma yolunda ilerlemek”, “dünya ile bütünleşmek”, “evrensel standartları yakalamak” gibi tabirlerin dilimize hiç olmadığı kadar yerleştiği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bunlar ve benzeri ifadeler, yaşadığımız geçici hayat ile ne tarz bir ilişki kurduğumuzu anlatıyor aslında.

    Gelişmiş/kalkınmış olduğu söylenen ülkelerle aramızdaki mesafeyi kapatmaya çalıştıkça “dünyevîleşme” dediğimiz hali daha yoğun hissetmeye ve yaşamaya başladık. “Piyasa ekonomisi” olgusu kendi şartlarını dayatıyor. Elbette girdiğimiz yolun kaçınılmaz gereği bu.

    Acımasız şartların hakim olduğu ekonomik piyasada küçükler, ekonomik olarak daha güçlü olanlarla rekabet edebilmek ve onlar karşısında ayakta kalabilmek için, büyükler de piyasada elde ettikleri payı korumak için sürekli daha çok çalışmak, daha fazla üretmek ve durmadan büyümek zorunda. (daha&helliip;)

  • Bir Hüzün Bayramına daha kavuştuk!

    ramazan_bayramı
    Ramazan Bayramı

    Bir Hüzün Bayramına daha kavuştuk!

    Bayram ve Bayramlar, Güncel Türkçemizde Sevinme ve mutlu olma hallerimizin Milli hatta evrensel boyutta yaygın yaşandığı anlara verdiğimiz bir tanım olsa da, Ben “Ramazan Bayramı” tabirini bu anlamda anmak istemiyorum.
    Yukarıdaki tanımdan anlaşılacağı gibi Bayram özlemlerin giderildiği, kavuşmaların gerçekleştiği zamanlar bayram diyorsak ki Öyledir. Bu durumda Ramazan Bayramı, Bayram olarak kutlanacaksa bu Ramazan-ı şerifin ilk günü olmalıydı. Çünkü Ramazan öyle bir ayki, işi insanlara ve cinlere vesvese vermek olan İblis bu ay boyunca bütün kabiliyeti elinden alınıyor, şeytan bağlanıyor, insanlar bu ay nefislerinin fısıltıları ile ancak günaha girebilir, şeytanı suçlayamazlar. (daha&helliip;)