Kategori: Sağlık

  • Romatizma Nedir? Hava Şartlarının Romatizmaya Etkisi Var Mıdır?

    Romatizma Nedir? Hava Şartlarının Romatizmaya Etkisi Var Mıdır?

    romatizma nedir
    romatizma nedir

    Hava koşullarının değişmesi sonucu romatizma hastalığı olan kişilerin şikayetleri artmaktadır. Değişen hava şartlarına bağlı olarak hastaların duyduğu ağrının psikolojik olmadığı kanısına varılmıştır.

    Hava şartlarının değişimiyle bazı kronik hastalıkların etkilenmesi milattan önce 400 yıllarında tıbbın kurucusu sayılan Hipokrat’ın dikkatini çekmiştir. Değişen hava koşulları ve romatizma arasındaki ilişkiyi açıklamada bazı çalışmalara başlamıştır.

    Romatizma kol ve bacak eklemlerinde görülen ağrılar ve sızılar için kullanılır. Genellikle kadınlarda daha sık görülmektedir. İnsanların yaşı arttıkça romatizma ve eklem ağrıları daha sıklaşır. 1940′lar dan sonraki çalışmalarla birlikte romatizmanın anatomik ve klinik biçimleri sınıflandırılmıştır. Bununla birlikte daha etkin tedavi yöntemleri oluşturulmuştur. (daha&helliip;)

  • Sirke nedir, faydaları ve zararları nelerdir

    Sirke nedir, faydaları ve zararları nelerdir

    blankSİRKE, yemek ve salatalarımıza çeşni veren, ayrıca turşu yapımında kullanılan ekşi (asitli) bir maddedir.
    Ekşimiş üzüm ve elma suyu demek olan sirkede bol miktarda C vitaminiyle bazı madeni tuzlar bulunur. Bu yüzden sirkenin besin değeri yüksektir ve vücudumuza çok faydası vardır.

    Sirkede yüzde 6-7 oranında asetikasit (sirke ruhu) mevcuttur. Bilhassa bu sirke asidi; iştah açar, sindirim salgıların artırıp hazmı kolaylaştıran ve sirkeye ferahlatıcı hoş kokusunu veren maddedir.

    Sirke Yapılışı

    Tabii sirke, elma veya üzüm suyunun 15 gün kadar bir kapta üstüne tülbent örtülerek bekletilmesi ve süzülmesiyle elde edilir. Böylece meyve kalıntılarından arındırılır. Hava almasına imkân vermeyen şişelere tam dolacak şekilde aktarıldıktan sonra serin, loş ve güneş ışığı almayan bir mekânda saklanır. (daha&helliip;)

  • Kemoterapi nedir? Faydaları ve Zararları nelerdir?

    Kemoterapi nedir? Faydaları ve Zararları nelerdir?

    Kemoterapi Nedir?
    Kemoterapi Nedir?

    Kemoterapi Nedir?

    Kemoterapi nedir? Faydaları ve Zararları nelerdir?

    Malesef günümüzde artan kanser hastalıkları nedeni ile “Kemoterapi” ismini her yerde fazlasıyla duyar olduk. Fakat hakkında düşündüğümüz şeyler pek doğru değil. Kemoterapi sanıldığının aksine bir ilaç ismi değil. Kelime anlamı tam olarak “Kimyasal ilaç yoluyla tedavi” olan kemoterapi, kanser hastalıkları sonucu vücutta kontrolsüz bir şekilde büyüyüp yayılan ve dolayısıyla sağlığımızı olumsuz etkileyen zararlı hücreleri tedavi etmek için kullanılan ilaçlara verilen genel bir isim.

    Kemoterapi ilaçlarının türleri ve amaçları nelerdir?blank

    Bu tür ilaçlar kanserin türüne, vücuttaki yerine, boyutuna, kişiyi ne yönlerden etkilediğine ve ne kadar ilerlediğine bağlı olarak farklılık gösterirler. Hastalığın kontrolünden sonra doktor, bu kriterlerin değerlendirilmesi sonucu en uygun ilacı hasta için belirler. Kemoterapi ilaçları başlıca 3 farklı amaç için kullanılırlar:

    – Hastalıklı hücreleri yok edip hastalığı sonlandırmak.

    – Hastalıklı hücrelerin daha fazla yayılmasını önlemek.

    – Kanserin kişi üzerinden oluşturduğu etkileri azaltmak. (daha&helliip;)

  • Karadenizin nefes alan evleri Bağdadi Osmanlı Evleri

    Karadenizin nefes alan evleri Bağdadi Osmanlı Evleri

    blankKaradenizde başta kanser hastalığın sebebi sakın beton binalar olmasın çernobil diye yırtınıyoruz lakin %90 üzerinde beton evler ve evi dolduran küflerin nelere sebep olduğunu araştıran varmı? YOK!

    Birinci   Bölüm

    1960 yılına kadar Ünye’de betonarme ev yapımına başlanılmamıştı.Kagir dediğimiz taştan yapılmış Rum ve Ermeni evlerinin dışındaki Türk evlerinin tamamı temel ve zemin katı taş, üst katları ahşaptan yapılmış evlerdi

    Ünye’deki Türk evlerinin tümü bahçeliydiler.

    Evlerin genel planı şöyleydi.
    blank

           Taş temel üzerine yapılandırılan gene taş duvarlı zemin katta, cephenin tam ortasında açılmış bir kapı boşluğu bulunur, kapının lentosu gene taştan olurdu. Kapının sağında ya da Sol yanında, kapıdan bir metre kadar öteye çok amaçlı kullanımı olan bir taş tekne konur; Teknenin hemen önündeki zemine sarnıç çukuru açılır; Ünye taşından yapılmış büyük sahan taşlarıyla oluşturulan sarnıç, Horasan harçla birleştirilerek su sızdırmazlığı sağlanır; sarnıcın üstü ve zemin katın yarısı gene sahan taşı bloklarla kaplanır; Sarnıcın taş dibeği yerleştirilerek bağdadi evin taşlık bölümü tamamlanırdı.

         Bundan sonra sıra, zemin katın taşlık arkasındaki ahır dediğimiz, gene çok amaçlı kullanılan bölümün dizaynına gelirdi.

    Ahırın tabanı kaplanmaz, toprak olarak bırakılırdı. Arka duvara davlumbazlı bir ocak yapılır. Bu ocak, büyük kazanlarla yapılan çalışmalar için kullanılırdı. Örneğin:

          Pekmez yapımı, Yufka açımı, HAŞA denilen kül suyunda çamaşır  kaynatma gibi çalışmalarda…

    Ayrıca kışlık yakacak burada depolanır. Gereğinde hayvan barınağı olarak da kullanılırdı.
    blank

    Evin yaşanılan ikinci katına taşlıktan yukarı  ahşap bir merdivenle çıkılır, ikinci kat, taş duvarlı zemin katın üstüne kurulan ahşap karkasla tamamlanırdı. 

     Yapı malzemesi olarak kullanılan ahşap, Kestane ağacından sağlanırdı genellikle. Ardıç ormanlarının yoğun olduğu bölgelerde karkas yapı bu ağaçtan yapılırdı. Alüvyon ovalarındaki evlerse dişbudak ve karaağaç kerestesinden…

    Kestane kerestesinin çok dayanıklı ve Karadeniz kıyı ormanlarında yetişen ağaç olduğunu öğrenen Orhan Gazi, Bursa’yı fethettikten sonra, Uludağ eteklerine kestane ağacı dikilmesini emretmiş, Bu çok değerli yapı malzemesinin  yapay olarak ta çoğalmasını sağlamış;
    blank

    Bursa’ bu emirden sonra kestane ili olmuş diye söylenir.

    Üst kat ahşap karkas çatıldıktan sonra evin mutfak ocağı, ahırdan yukarı çıkan taş ya da tuğla yapılı ocağın tam üstüne gene ayni malzemeyle kurulur, çatının üstünde iki borulu ve kocaman bir bacayla tamamlanırdı

    Baca, alt ve üst ocaklardaki dumanın evin içini basmaması için, özenle ve çatıdan epeyce yukarda olmasına dikkat edilerek yapılırdı.

    Çatıların, iki eğimli, üç eğimli, dört eğimli olmak üzere üç türü vardır. Eğimli çatı yüzeyi ara kesitlerinin adı omuzdur.

    Bu çatılar, Semerdam çatı, üç omuzlu, dört omuzlu çatı olarak adlandırılırlar.

    Çatıların saçak genişlikleri  80-180 cm. arasında değişir.

    Çatılara kiremit altlığı olarak aralıklı ve aralıksız,  cablama adı verilen geniş çıtalar  ya da tahtalar çakılır.

    Saçaklı çatısı kiremitle kapatılan evin çinko saçak olukları çakılıp çatının suyunu sarnıca indirecek olan boru yerine takıldıktan sonra sıra karkas dış duvarlarının bağdadi yapısına gelirdi.

    Karkas dikmelerin yan çalmaları üzerinde bırakılan pencere boşluklarından sonra karkasın dış duvarları ve pencere boşluklarının araları, kısa kalas parçalarıyla bölünerek, dikdörtgenler, üçgenler şeklinde kafeslendirilir. Sonra da oluşturulan bu kafes çatkı, bir cm. aralıklarla çakılan ince çam çıtalarıyla, hem içten hem de dıştan kaplanırdı.

    Çıtaların üstünden iç ve dış yüzeyleri kireç harçla sıvanan ev, kafes aralarında kalan boşluklar dolayısıyla en yetkin izolasyona kavuşmuş olurdu. Bazen iç duvarlara bağdadi çıta yerine tahta çakılarak karkas kapatılır iç duvar sıvanmazdı.

    Çıtalar ve çıtaların kendi aralıkları, sıva harcının duvarlarda tutunması için yapılmış olmalarına karşın, harcın da katkılı olması gerekliydi. Bunun için harca kıtık katılırdı.

    Kıtık: İp ve halat yapılan kendir liflerinin atıkları ile ip yapmağa elverişli olmayan kısa elyaflı olanlarından hazırlanırdı.

    Bu atıklar, satırlarla kesilerek daha da kısaltılır, sıva için hazırlanan harca katılarak karıştırılır, böylece sıva harcının kendi arasındaki akışkanlığı giderilir, ahşap çıtalı yüzeyde sağlamca tutunması sağlanırdı..

    Evin oda bölme duvarları, içten ve dıştan tahta çakılarak kapatıldığı gibi, bağdadi olarak da kapatılıp sıvanırdı. Böylece ısı izolasyonu her oda için ayrı-ayrı sağlanmış olurdu.

    Bu uygulamayla nefes alan evler olarak adlandırılan bağdadi Türk evleri, yaz sıcaklarında serin, kış soğuklarında sıcak kalırlardı.
    blank

          Taş duvar üstünde kurulan ahşap karkasın kafesleri her zaman bağdadi çıtalarla döşenmez tuğla yahut taşla doldurularak kapatılırdı. Bu tarz yapılan evlere dolma ahşap ev denirdi. Dolma duvarlı evler içten ve dıştan sıvanarak kapatılır, bağdadi evden ayırt edilmezdi.

    Ancak batı Karadeniz bölgesinde yapılan dolma karkas evlerin dışı sıvanmaz, Karkasın kafesleri, içine güzel bir işçilikle döşenmiş tuğla dolgu ve kafes çatkılarının

    geometrisi dışarıdan görülür, mimarisiyle eve estetik katardı.

    Kafes dolguları, muskalı dolma, Göz dolma, Blok ahşap dolma gibi adlar alırlar, kendi tarzlarıyla binayı güzelleştirirlerdi.

    Bağdadi evlerin sarnıçları taşlığın altında olduğu gibi dışarıda, eve bitişik olarak da yapılırdı. Çatının dört yönünü saran oluklarla yağmur suyu toplanır, bir çinko boruyla sarnıca yönlendirirdi.

    İkinci   Bölüm

    Taşlıktaki dibekli sarnıçtan su, bakraçla çekilerek, Dışarıda eve bitişik olan sarnıçtansa saçağın altında bir çeşme gibi yapılmış yalaklı musluktan alınırdı.

    Bağdadi evlerin hemen-hemen hepsinde evin içinde ya da bitişiğinde bir sarnıcı olurdu. Sarnıç suları, kireçsiz olduğu için çok yumuşak olur. Özellikle çay ve yemek pişirmede kullanılırdı.

    Kara yağmurlarının ilklerinde, saçak borusu sarnıçtan dışarı alınır, kiremitlerde biriken toz ve kuru yapraklar dışarı atılır, kiremitleri yıkayan ilklerden sonraki yağmurların suyu alınırdı sarnıçlara.

    Ünye’nin bağdadi evleri tek-tek bahçeler içinde olduklarından ve evlerde maden kömürü, linyit gibi tozlu, isli dumanlar çıkaran katı fosil yakıtlar yakılmadığından; Ayrıca martı, karga gibi büyük kuşların şehirlere üşüşüp, ev çatılarına dadanmadığı o yıllarda çatıları örten kiremitler pek kirlenmez, sarnıçlara alınan yağmur suları temiz olur, iç huzuru ile içilebilirdi. 

    Sarnıçlar, her yaz sonu içindeki su boşaltılarak yıkanır temizlenirdi.

    Evlerin içme suyu genellikle gene pek çok evin bahçesinde açılmış kuyulardan temin edilirdi.

    Ünye’ye merkezi su dağıtım şebekesi kurulup basınçlı su her eve girince, hem sarnıç hem de kuyular işlevlerini yitirdi. Gereksiz oldu. Zaman içinde de bir-bir yok oldular.
    blank

    Benim doğduğum ev, taş temel üzerine, bulunduğu yerdeki seyrek kestane koruluğundan kesilerek kurutulmuş kestane kerestesinden, iki yüz yıl önce, dedemin dedesi tarafından yapılmış bir bağdadi evdi. Zemin katta, taşlığı ve ocağı davlumbazlı  olan bir ahır vardı.

    Bu ocak atalarımın mesleği olan mumculuk işinde kullanılmıştı birinci Balkan Savaşına kadar. Savaş ailemin erkeklerini bir-bir yok edince meslek sürdürülememiş, ocak işlevini yitirmişti.

    Evimizin, yapıldıktan sonraki yıllarda gördüğü değişiklikler ve onarımlarla ikinci katı önce iki, sonra üç, daha sonra da dört cephesi taş duvar üstüne bindirilmişti.

    Taşlığın altında dibekli bir sarnıcı vardı. Dibeğin önünde de ışık alması için açılmış penceresi olan bir taş yalak

    Üst katın ahşap bağdadi yapısı iç ve dıştan sıvalıydı. Mutfağımız daima güneş alan güney yönündeydi. Ahırdaki bacanın üstüne kurulmuştu mutfağımızın davlumbazlı ocağı. Davlumbaz, görülesi bir güzellikte, tek parça olarak Ünye taşından oyulmuştu.

    Davlumbazın, pencere tarafında göz dediğimiz yukardan aşağıya doğru dizilmiş dört adet çekmece, çekmecelerle pencereler arasında da banya görevi için yapılmış kapaklı bir gusulhane vardı. Diğer taraf, bulaşık yıkamak için yapılmış taş tekneli bir nurşite ayrılmıştı. (Eviyeli lavabo görevi için)
    blank

    Mutfak çok amaçlı kullanılıyordu. Yemek odası. Yatak odası. Banyo odası…Ve ocağın karşısındaki duvarda, boydan-boya yapılmış yüklük adını taşıyan çift kapaklı  bir dolap vardı. Bu dolap, her akşam serilip sabah kaldırılan  yatak- yorganın bulundurulduğu yüklüktü.

    Nurşitin bitişiğindeki  bir bölmede kilerimiz vardı. Tuvaletimiz evin denize bakan, adına Köşk dediğimiz bembeyaz patiska örtülerle döşeli sediriyle göz alıcı temizlikteki misafir odamızla mutfağımızın arasındaydı.

    Köşke bitişik sedirli, kocaman bir salonumuz, iki de yatak odamız vardı. Oda bölmeleri devasa ende biçilmiş kestane tahtalarıyla kapatılmıştı. Her yatak odasında yüklükler, çekmeceler. Başka dolaplar, dolaplar…Odalarda gusulhaneler…

    Kış aylarında yalnız mutfağa soba kurulurdu. Öteki odalar sobadan alınan közlerin koyulduğu mangallarla ısıtılırdı gerektiğinde. Kömür zehirlenmesi söz konusu olamazdı. Evler, nefes alan evlerdi çünkü.

    Bu evde kardeşlerimle oynadığımız saklambaç oyunlarında ne çok saklanacak yer vardı. Koşuşturmalarımızla evi sallardık düpedüz.

    Bu durumlarda babam, çok şımardınız. Sopa istiyorsunuz der azarlardı bizi ama, dinleyen kimdi.

    Mutluluk dolu yıllar bitti. Biz büyüdük, dağıldık. Bir ben kaldım güzel evimizde…

    Önce taşlıktan yukarı çıkan merdiveni onarmam gerekti iş başa düşünce. O merdiven doğruca salona çıkıyordu. Salonu bölüp merdivenden ayırmak istedim. Salon döşemesini de, hatta bağdadi dış duvarı da onarmak gerekti. Bu kez bağdadi karkas  yerine, tuğla dolma şekline döndürmek icap etti duvarı.

    Çünkü artık bağdadi duvar sıvasının katkısı olan kıtığı bulmak olanaksızlaşmıştı. Yer-yer dökülmüş sıvaları kıtık katkısız onarmağa kalkışmak, başarısız oluyordu.

    Sıvası yer-yer dökülmüş duvarları o şekilde bırakmakta evin eski soylu görünüşünü aşağılamak gibi geliyordu bana.

    Onarımda, bunun için seçmiştim tuğla dolguyu.

    Böyle – böyle yaşlı bir adam oluncaya kadar, mimarisini değiştirerek onardım dede yadigarı güzel evimizi.

    Sonra o güzel ev, onarım kabul edemez derecede eskidi. Damı derin bir kar yığıntısında başımıza çökme belirtisi göstermeğe başladı.

    O zaman gelince de, taş duvarları seviyesine kadar, ağlayarak yıktırdım onu. 

    Şimdi ona bitişik bahçemizdeki yeni evden, hüzünle bakıyorum kendiliğinden yıkılmak üzere olan çatlak taş duvarlarına.                                       

    Ahşap sistemin betonarme sisteme üstünlüğü

      Üçüncü   Bölüm

    100 metre kare betonarme karkas sistemin 75 ton, 100 metre kare ahşap sistemin ise 2,5-4 ton olduğu bilindiğine göre temele inen yüklerin, birinin ötekine göre 20-30 kat fazla olduğu görülür.

    Bir cm. kare ahşap izolasyon 16 cm. kare betonarmenin izolasyonuna eşittir.

    Çelik çatı aşırı genleşme yüzünden  deforme olurken, ahşap çatının genleşmesi sıfırdır.
    Genleşme yüzünden çelik çatı 600 derecede on beş dakika içinde çökerken, 
    Ahşap çatının ayni ısı derecesinde yanmağa başlayıp çökünceye kadar bir saat dayandığı hesaba katılırsa birincide can kaybı yüzde yüze yakın, diğerinde ise sıfırdır.

    1225 tarihinde, Ren nehri üzerinde inşa edilen Basel köprüsünün 774 yıl     hizmette kaldığı ;
    Ülkemizde, 13-14. yy.da inşa edilen, ahşap kolon ve çatıları olan, Beyşehir Eşrefoğlu, Kastamonu Mahmut bey, Afyon Ulu cami lerinin özel bir bakım ve tamir görmeden 600 ile 700 yıldır ayakta olduğu;

    Ayrıca, Aya Sofya kemerleri arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin ahşap olduğu düşünülürse İki yapı malzemesi arasındaki fark hemen görülür.
    blank

    Yirminci yüz yıl başında, ömrü sonsuzdur diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün , karbonlaşma ve korozyon yüzünden ortalama 60 yıl olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır

    Ahşap evlerde yaşayanların fizyolojik ve psikolojik yönden kendilerini çok sağlıklı hissettikleri, betonarme evlerde yaşayanlarınsa kendilerini sürekli rahatsız hissettikleri bilinir. Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozukluklarının bizim gibi nefes alan ahşap evlerde oturan insanlarda pek görülmediği; Oysa betonun radon gazı yaydığı için, bedenler üzerinde toksit etkisi yaparak bu hastalıkları tetiklediği bilinir.

    Ayrıca radon, radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden akciğer kanserinden ölenlerin yüzde on dördü, bina içi radon gazının etkilediği kişilerdir.

    Ülkemiz alanının yüzde doksan ikisinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun da yüzde doksan sekizinin bu tehlike ile her an karşılaşabileceği bilindiğine göre ahşap mimarinin önemi ortaya çıkar.

    Deprem sigortası, beton evlerde ahşaba göre beş misli fazladır.

    Ahşap yapı sistemi, çürük zeminlerde önemle hatırlanmalıdır.

    Ahşap yapı sistemlerinin, betonarme ve çelik yapı sistemlerine göre bakım masrafları çok daha azdır.

    Ahşap, farklı iklim koşullarına dayanıklıdır.

    İşlem görmüş ahşap, temellerde bile kullanılabilir.

    Sökülen bir evdeki ahşap, pek az zayiat verir. Yeni bir inşaatta ikinci-üçüncü kez kullanılmasında hiç bir sakınca yoktur.

    Ahşap bina, insan gücü ile kolayca yapılabilir. Öteki yapı sistemleri yüksek enerji sarfı gerektirir.

    Ahşabın, kimyasal sıvılarla işleme sokulması sonucunda çürüme ve böcek tahribatı tamamen önlenebilir.

    Aşırı sıcak, yağmur, kar ve soğuk, ahşap yapı uygulamasını engelleyemezken Betonarme ve çelik yapı uygulamasını uzun süre engeller.

    Çelik ve betonarme yapıların taşıdığı kaynak hatası, eksik demir kullanımı, kalıbın erken sökülmesi gibi hayati sonuçları olan yüzlerce imalat hatasının hiç biri, ahşap yapı sistemlerinde yoktur.

    Ülkemizin orman alanlarının üçte biri, kızılçam türü ağaçlardan meydana gelmiştir. Kerestesi ahşap evlerin yapımına en uygun ağaç türlerinden biri de budur. Biz bu ormanların yüzde 60 ını yakacak olarak kullanarak ormanlarımıza yazık ediyoruz.  Ayrıca, ormanlarımızı ıslah etmediğimiz için Orman alanlarımızın gene yüzde 60 ı bozuk alandır. Oysa bilimsel bir ıslah projesiyle ormanlarınızın hızla genişleyeceği, düzeleceği, ağaçlarının da hızla büyüyeceği halkımıza anlatılmalıdır.

    Ahşap yapı malzemesi olarak kullanılan Amerika’daki ormanlar küçülmediği gibi yılda yüzde 23 büyümektedir.

    Ayrıca bu yaklaşım nedeniyle haşarata dayanıklı, büyüme hızı yüksek,  süper ağaç türleri yetiştirilmektedir.

    Ülkemizde, akıllı bir ahşap inşaat ve orman politikası yürütülse, yılda yüzde 5 büyüme hızına ulaşılır. Bu da 10-15 yıl içinde orman alanlarımızı iki misline ulaştırır.

    Japon uzmanların dünya ülkelerinde yaptığı bir araştırmada, depreme dayanıklı yapıların, Osmanlı Ahşap Karkas Yapı Sistemi  (BAĞDADİ  YAPI ) olduğu sonucuna varılmıştır.

    Tüm bu veriler ışığında, ahşabın betonarmeye üstünlüğü tartışılamaz.

    Atalarımız Bağdadi evlerde yaşadıklarından, bizden daha sağlıklı ömür sürdürmüşlerdir.

    Ülkemiz genelinde Günümüz insanları, bağdadi yapı sisteminden tümüyle vazgeçmişlerdir. O kadar ki, bu gün ülkemizdeki binaların yüzde 90 ı betonarme ve çelik karkas sistemle yapılmaktadır. Dünyadaki uygulama  ise bunun yarısı kadar.
    O. İRFAN IŞIK

  • Altın çilek Nedir – Faydaları nelerdir ?

    Altın çilek Nedir – Faydaları nelerdir ?

    Altın Çilek
    Altın Çilek

    Altın çilek Nedir ?

    Yağlanmayı geciktirici özelliği olan, bu sebeple “Kleopatra’nın hazinesi” olarak adlandırılan Altın çilek, sağlığa faydalarından ötürü, eskidünyanın yeni keyfi olarak bugünlerde tüm dikkatleri üzerinde topluyor.

    Altın çilek & Papaya rakibinden 3,5 kat daha fazla lif ihtiva eden yapısı, onu dünya zayıflama sektörünün Sosyetenin en yakın gözdesi yapmıştır. Sağlıklı zayıflama sırrı olarak görülüyor.

    Altın çilek, dünyanın lif oranı en yüksek meyvesidir.

    Bu lifli hususiyeti sayesinde net bir tokluk hissi sağlamakla birlikte enerji kaybetmeden, kasları değil, yağları eriterek kısa zamanda sürekli kilo kaybı sağlamasıdır.

    Tropikal bir meyvedir. (daha&helliip;)

  • Kına Nedir? Kınanın Faydaları Nelerdir?

    Kına Nedir? Kınanın Faydaları Nelerdir?

    Kına Gecesi
    Kına Gecesi

    Kına özellikle Arabistan’da yetişen kına ağıcının yapraklarının kurutulup öğütülmesi ile elde edilen bir toz. Bu ağaç büyüklük itibariyle Arabistan kirazı (sedir ağacı)na, yaprakları da zeytin yaprağına benzer. Kına (hına) ile erkekler saç ve sakallarını, kadınlar ise saçlarını ve ellerini soyarlar. Sade olarak kullanıldığı gibi, çivitle karıştırılarak ta kullanılır. Turuncuya çalan kırmızımsı hoş bir rengi vardır. İnsanların tedavi maksadı ile kullandıkları görülmüştür.

    Kına soğutucu ve vücudu rahatsız etmeden kurutucu özelliklere sahiptir. Kına, vücuda sürülür; sertlikleri yumuşatır. Su ile kaynatılarak ateş yanığı üzerine sürülürse gayet faydalıdır. Soğutucu, hafif rutubet verici ve yumuşatıcı özelliğe sahiptir.

    Merhem halinde ağrıyan yerlere sürüldüğü zaman, sinirleri yumuşatır ve ağrıya teskin eder. Toplama özelliği de olduğundan organları kuvvetlendirir. Tereyağı ile macun yapılır ve müzmin uyuz yaraları üzerine sürülürse iyileştirir. Macun olarak ateşli yaralar üzerine sürülmesi de faydalıdır. Ağız yaraları ve bilhassa çocukların ağzında ve dilinde meydana gelen sivilceler (pamukçuk) için gayet faydalıdır.

    Balmumu ve gülyağı ile karıştırılarak macun yapılıp sürülürse; yanlarda meydana gelen ağrılara ve Dermansızlığa karşı faydalıdır. Kına, taze yaralar için gayet faydalıdır. Bazı bileşiklerin içine katılarak merhem gibi kırık çıkıklar üzerine sürülürse iyileştirir. Sinir ağrılarına karşı da faydalıdır. Kına, saç bitirir, saçı kuvvetlendirip güzelleştirir. (daha&helliip;)

  • MSG nedir?

    MSG nedir?

    blankMSG (MONO SODYUM GLUTAMAT ) ADINDA BİR YİYECEK KATKI MADDESİ VAR.

    Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel   olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.

    Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda  üreticilerinin bir çoğu MSG’yi karlı olduğu için kullanıyorlar.

    MSG ZARARLI MI ?

    Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA (Epilepsi), Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite. Büyüme hormonu baskılanması. Pankreas hasarı insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.

    Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği CİPS’lerde çok kullanılmakta.Hazır köfte harçları, Et suyu

    tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var.

    Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?. (daha&helliip;)