Etiket: aşk

  • Tasavvufta Aşk ve Muhabbet

    Tasavvufta Aşk ve Muhabbet

    Aşk, şiddetli sevginin adıdır. Tasavvuf dilinde, Allah’a muhabbet anlamında kullanılır.

    İnsan, aşkı ya mecazi kullanır, ya da hakîkî. Mecazî aşk, fanilere gönül bağlamaktır. Hakiki aşk ise, Allah’ı sevmektir. Bazen mecazî aşk, hakîkî aşka vesile olur.

    Cenab-ı Hak bir kutsi hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi arzu ettim, âlemi yarattım” buyurmaktadır ki ilâhî aşkın kaynağı budur. Çünkü Allah’ı bilmek, tanımak ancak aşk ile olur. Allah’ı gerçekten seven kişi O’nun yarattıklarını da aynı şekilde sever. Yaratandan ötürü yaratılanı sever. Bu aşk güzele değil, güzelliğedir. Herkesi, her şeyi sevmektir. Varlıklarda tezahür eden Allah’ın sanatını, kudretini, rahmetini, lütfünü ibretle temaşa etmektir. Bu aşka bazen “mecazi aşk”la da ulaşılır. Bundan dolayı “mecazi aşk, gerçek aşkın köprüsüdür” denilmiştir. Gerçek aşka ulaşmak da ilimle olmaz. Nitekim Fuzuli bunu şu beytiyle çok güzel anlatmaktadır :

    Aşk imiş her ne var âlemde İlim bir kil u kal imiş ancak.

    Bazı yazarlar aşkı şiddetine göre şu şekilde sıralarlar:

    1. İrade 2. Muhabbet 3. Hevâ 4. Sakabe 5. Tebettül 6. Alaka 7. Vüluğ 8. Kelef 9. Şağaf 10. Aşk 11. Ülfet 12. Garava 13. Hullet 14. Teyemmüm 15. Valeh 16. Tedellüh 17. Velâ (daha&helliip;)

  • Aşkın Resmi

    Ali Bakanay – Aşkın Resmi

    Ben giderum giderum
    Gitarumu çalmaya
    Yar akluma gelende (x2)
    Başlarum ağlamaya

    Derelerun suyuni
    Göklerdendir sanmişum
    Bakarum derelere
    Ne kadar ağlamişum

    O güzel gözlerunle
    Nerelere bakarsun
    Almayacaksan beni (x2)
    Neden bana bakarsun

    Gökyüzü ağlar ağlar
    Yağmur yağar salar suyun
    Sana olan aşkumi
    Sen resmine bağlarsun

    Kalbimin kapisini
    Kapattum yarisini
    Etmem daha sevdaluk (x2)
    Çok çektum acisini

    Gökyüzü ağlar ağlar
    Yağmur yağar salar suyun
    Sana olan aşkumi
    Sen resmine bağlarsun

  • Aşkımız kime?

    aşkımız_kime
    Aşkımız Kime

    Aşk, ona kapıldığın zaman tüm hissiyatının mantığına galip gelip seni o yolda sürükleyen şeydir. Çılgınca akan bir nehirde nereye gideceğini bilmeden yüzmeye çalışmak gibidir. Akıl ve mantığın durduğu andır. (mecaz-i aşk dediğimiz şey)

    Aşk bir değer vermedir. Yalnız o değer karşıdakini kusursuz gibi görüp sevmek, tüm hayatını ona göre planlamak, her şeyde onu görmek, her an onu düşünmek, her sabah uyandığında aklına gelen ilk şeyin o olması ve onunla beraber olmayı dünyadaki her şeyden daha kıymetli görmek vs… (daha&helliip;)

  • Aşk ve Şevk

    aşk_ve_şevk
    Aşk ve Şevk
  • Bir Yüzleşme Filmi:Milyoner

    Bir Yüzleşme Filmi:Milyoner

    milyoner1

    Hayat hiçbir zaman bir kompozisyon ödevi kurgusuyla akmaz. Neredeyse hiçbir gerçek hikayenin klişelerle örülü giriş-gelişme ve sonuç’ bölümleri olmaz. Lütfen dikkat; biz okurların hayat denen romanı sonradan düzenli olarak algılamamızdan bahsetmiyorum.Elbette hikaye hitama erdikten sonra biz zihinlerimizde taşları yerli yerine oturtur, hikayeyi kendi zihinsel kurgumuza göre tekrardan kodlarız lakin hayat son tahlildeki algı gibi gelişmez asla! İngiliz yönetmen Danny Boyle’un Oscar ödüllerini silip süpüren filmi Milyoner—Slumdog Millionaire’ böylesi bir kurguya sahip.Hikayemizin kahramanı Jamalin(Cemal aslında ama biz mecburen senaryodaki orijinal isme sadık kalmak durumundayız) hayatına muhteşem bir kurguyla girip çıkıyoruz.

    Dedik ya, hayat gibi bu film de bir kompozisyon ödevi düzeninde değil; bu nedenle filme ünlü bir yarışma olan Kim milyoner olmak ister?’ yarışmasının tam ortasında başlıyoruz: Yakıcı stüdyo ışıkları altında nefeslerini tutan izleyiciler, 18 yaşındaki getto çocuğu Jamal Malik’in 20 milyon rupi kazanmak için sonsoruya vereceği cevabı heyecanla beklemektedir. Programın Kenan Işık kılıklı sunucusu Prem Kumar, sıfırdan zengin olacak bu sokak çocuğunun tüm soruları bilebilme ihtimaline çok fazla inanmasa da çaktırmaz. Ancak birileri genç Jamal’ı polise ihbar etmiştir bile! Şova ara verildiğinde, polisler Jamal’ı hile yapmak suçuyla tutuklar. Polis, profesörlerin, aydınların bilemeyeceği soruları bir kenar mahalle çulsuzunun nasıl bilebildiğini sorgulamayabaşlar. Ancak Jamal anlattıkça, sıradan bir hayatın ayrıntılarının ne tür olaylar ve kahramanlar ile kesiştiğini görürüz. Jamal’ın hikâyesi bir toplumun topografisidir sanki. Mumbai şehrinin gecekondu mahallesinde büyüyen Jamal’ın annesi, çıkan bir din çatışmasında gözlerinin önünde katledilir.

    Bu olaydan sonra Jamal, abisi Salim ve tek aşkı yetim Latika’yla birlikte sokaklarda yaşar. Şehrin en fakir bölgelerinde sokak çeteleri içinde geçen çocukluğu  Jamal’ın iyi huylu yapısını hiç bozmaz. Ama kardeşi Salim güç ve paraya açtır. İki kardeş arasındaki gerilim ve çekişme gittikçe artar. Ve bir gece yaşanan bir olay Jamal’ın kardeşinden tamamen kopmasına ve gerçek aşkı Latika’yı  kaybetmesine neden olur. Jamal, Latika’yı tekrar bulduğunda herşey değiştirilemez şekilde farklılaşmıştır. Salim, bir gangster için çalışmaktadır ve bu gangsterler kralının karısı da Latika’dır. Hikâye polis memurunu etkilemiştir ve o bile bu kenar mahalle itinin (filmdeki ifade b.yle) doğru söylediğine inanmaya başlamıştır. Sonunda polis Jamal’ın yarışmaya geri dönerek son soruyu da cevaplaması gerektiğine karar verir.

    Milyoner’in iki ana karakteri esasen dünyanın bidayetinden beri var olan bir ikilemin temsili olarak duruyor temanın içinde: Cemal ve ağabeyi Salim. Biri; gereğinde mücadele verebilen ancak asi olmayan, nihayetinde bir şekilde haklı ve kârlı çıkan aktif iyiliğin temsili. Diğeri; sistem ve hatta gerektiğinde öz kardeşi ile çatışabilen, kendi pragmatist değerlerinin dışında hemen hiçbir değere sahip olmayan ben merkezli bir çıkarcı kişilik.

    Dramaturgi bir hikayenin etkisini artırabilmek için öykünün içindeki aktif ve pasif iyilerin dengeli bir şekilde olması gerektiğine işaret eder. Ve deneyimler göstermiştir ki, en çok beğenilen ve olumlu reaksiyon alan hik.yeler, içindeki —aktif kötünün olmasa da— pasif kötünün geçirdiği değişimi oturaklı bir şekilde hik.yeye yediren eserler olduğudur. İş bu nedenden dolayı Jamal’in ağabeyi Salim’in geçirdiği değişim izleyiciyi hak ettiğinden fazla etkiliyor ve yönetmen-senarist bu duyguyu zirveye taşımak için öykünün başlarında çıkarcı ve hissiz olarak gösterdiği karakteri bir anda kendini feda edebilen erdemli bir kişiliğe büründürüveriyor.

    Her ne kadar sinema çevresi yönetmen Boyle’un Transpotting’den sonra yaptığı filmleri pek önemsemese de hem 28 Gün Sonra, hem Milyoner, hem de Güneşışığı ile şu fakirin gönlünü ziyadesiyle kazanmıştı. Milyoner her şeyden önce muazzam bir örnek teşkil ediyor; bir yönetmenin kendi kültürünün çok uzağında, başka bir ülkeye ait bir hikâyeyi, başka kültürün Kahramanlarına yabancılaşmadan da çekebileceğinin örneği! Bizim Yeşilçamcıların, İstanbul’da oturup Anadolu’ya oryantalistçe baktıkları gerçeğiyle bunu yan yana koyduğumuzda İngiliz yönetmenin yaptığı işe duyduğumuz saygı katlanıyor. Aslında genel hikaye olarak bizim Yeşilçam’ın bilumum Sezercik’ içerikli filmlerinden farkı olmayan, ancak kurgu, görüntü, müzik ve verdiği mesajlar ile evrensel bir film nasıl olurmuş’u gösteriyor Milyoner.

    Satırlarımı son bir vurgu ile bitirmek isterim. Milyoner filmi ile ilgili Zaman gazetesinde yer alan bir eleştirimden sonra saygı duyduğum bir akademisyenden epey uzunca bir mail aldım.Hocamız bir film eleştirisi ile gerçek hayatın eleştirisini sık sık birbirine karıştırarak,  filmi, anlattıkları için değil anlatmadıkları için neden yerden yere vurmadığımı sorguluyordu. Oysa sanat eseri eleştirisi öyle olmaz, olamaz. Bir film ya da roman ya da şiir gerçek hayatta hiç de onaylamadığımız bir konuyu gayet şahane irdeleyebilir. Örneğin bir cinayeti, ihaneti, savaşı… Cinayet kötü diye film kötü diyemeyiz, bu sanata yapılan en büyük haksızlık olur.

    Ezcümle; Milyoner, tüm kusurlarına rağmen, sadakat, liyakat ve feragat üzerine ince ince işlenmiş izlenmesi etkileyici bir film. İçerdiği bol miktarda kavramsal yüzleşme üzerine ciltler yazılır; batı ile doğunun, iyi ile kötünün, kader ile kazanın, aktiflik ile pasifliğin, ihanet ile sadakatin vs…

    Nedim Hazar

  • Ferman Gönül Dinlemez

    Ferman Gönül Dinlemez

    kelebek

    İki hecedir dilimde, eyvah…
    Gün, bütün gecedir…
    Ürperip kurşun yemiş av gibi, son nefesi beklerim…Soğuyan vücudumu titreme alır…

    Boz bulanık seller annesi bulutlar, döner başın üstünde…Yıldırımlar yoğun, şimşekler ışıksız…Tek damla düşmez, yetişmez solan bir çiçeğe

    ”Doğrulmak hevesimdir…” (daha&helliip;)